Kayıtlar

KÜLTÜR I: Kültürün Kültürelliği

Resim
Kültür kültürel bir kavramdır, kendisi kültüreldir diyerek başlarsam acaba bu konuya ilişkin az da olsa bir soru işareti yaratabilir miyim kafalarda? Çünkü en azından bu topraklarda, kültür garip bir şeye dönüşmüş durumda. Her şeyden önce bir kimlik durumunu ifade ediyor. Ben kimim sorusunu yanıtladığı, yanıtlattırması bir yana, bir de bunu çok sert bir “biz-onlar” şeklinde yapıyor, yapılması isteniyor, yapılmaya zorlanıyor. Bu yaklaşımın, kültür dediğimiz fenomene ait olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da bunu kültürün farklı bir kültür altında, içinde ifade edilmesinin, belli bir kültürün kültür kavramına farklı yaklaşımının sonucu olduğunu söylemek daha mı yerinde olacaktır? Her şeyden önce iki şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor. İnsanların birlikte yaşamasından ötürü birbirlerine benzemesini, benzeşmesini ve insanların bu tür bir ortamda doğmasını ve bir insana dönüşmesini insanın kültürelliği olarak adlandırıyoruz; yani alışıldık olanın, gelenek, göreneklerin belirlediği bir ya...

Orta Asya Göçü, Hint-Avrupalılaşmak, Türkleşmek, Türkleşmiş Ermeniler ve Rumlar, Türk Kültür ve Dilini Benimsetmek

Bugün bundan birkaç hafta önce yorumlardan birinde Adsız'ın veya Adıszlardan birinin yönelttiği sorulara kısaca değineceğim. Bir parça tekrar olabilir. Çünkü sanırım bir kısmını daha önce farklı yerlerde yanıtladım. Sayın Timuçin Binder,belki konunuzla alakalı değil;ama şunu çok merak ediyorum.Orta Asya'dan buralara gelen insanların genetik verilere göre çok az sayıda olduklarını söylüyorsunuz.Mesela Oğuz(Türkmen) boylarının çok azı Asya'dan buralara gelmişler diyelim.Nasıl oluyorda,azınlıkta olan etnik Türkler,batının tabiriyle -bu çoban sürüsü-kendilerinden çok sayıdaki yerli halklara Türk dilini ve kültürünü vermiş olabilir?Üstelik kimileri Eski Türkler'in Mongoloid ırktan,çekik gözlü Moğol tipinde insanlar olduğunu iddia ediyor.Niye hristiyan yerliler kendilerinden tamamen farklı olan küçük bir kitlenin ana dili olan Türkçe'yi benimsesinler,varsayalım azınlıkta olan bir kitlenin dili ve kültürü nasıl bu kadar yayılabiliyor? Sanırım ilk önce bazı varsayım...

Anadolu Tarihçiliğine Dair Sorular III:
Anadolu terimiyle yüzleşilme zorunluluğu, eğer farklı bir tarih isteniyorsa...

Bugünkü Anadolu’yu ortaya çıkaran süreçleri anlamaya çalışabiliriz ama bu bizi çok fazla geriye götürmeyecektir. Eğer bugünkü Anadolu’dan yola çıkarsak, hangi argümana dayanarak geçmiş medeniyetleri böyle bir geçmişin parçası yapabiliriz? Örneğin Romalılar ya da İyonlarla bugünün Anadolu’su arasında, bunları övünme sebeplerine dönüştürme dışında nasıl bir ilişki kurulabilir? “Biz bu insanların torunlarıyız” demenin, bu genetik açıdan doğru bile olsa, anlamı nedir? Acaba İyonlar bizi torunları olarak kabul ederler miydi? Böyle bir ilişki kurulmak zorunda mı? Muhtemelen çok daha günlük yaşam unsurları açısından bakıldığında bir süreklilik görülebilir ama buna ek olarak, büyük süreklilikler dışında, büyük kopmalar daha etkili olmuş da olabilir. Bazı tarihçiler bu tür bir ilişki kurmanın tehlikeli olduğunu, tarihi bu tür duygulardan arındırmamız gerektiğini de söyleyebilir. Nitekim söylenmiş ve hâlâ da söyleniyor. Ama diğer yandan, geçmişe bakarken insanların duygulandıklarını, duyg...

Tarihin Bilimselliği veya Tarih Bilimi?

Resim
Bir önceki yazımda bilimin ne olduğu konusunda yeterince net olmamışım, tekrar deneyeyim. Yaptığım veya yapmaya çalıştığım ayırım, bir insan doğa ayırımı değil, insanın doğanın parçası olarak incelenmesiyle insanın insanla iletişiminin parçası veya konusu insan iletişimi olan disiplinler, alanlar. “Social Sciences,” yani toplum bilimleri olarak adlandırılan disiplinlerin hepsi insanı doğanın bir parçası olarak mercek altına alan uğraşlar; psikoloji, sosyoloji, biyoloji vb (ekonomi üzerine düşünmek gerek). Tarihiyse kesinlikle bu alana dahil etmiyorum. Tarih en genel veya kaba tabirle öykü yazıcılığıdır. Bilimsel yöntemler elbette uygulanabilir. Bilimsel yöntemler şiir yazarken de uygulanabilir, şiir yazıcılığı da mı bilim olacak o zaman? Bilimsel yöntemin uygulanabilmesi herhangi bir disiplini veya alanı otomatikman bilim yapmaz. Bilimsel yöntemin uygulanmadığı dönemlerde fizik, kimya, tıp gibi disiplinler bilim değil miydi? Üstelik tarihe bilimsel yöntemin nasıl uygulanabil...

Tarafsızlıkla Nesnelliğin Farkı

"mutlak" tarafsızlık ile "görelisi" arasında bir fark var mı, bilmiyorum?! ama nesnellik diye bir şey "mümkün": subjektif olduğunu, -ya da daha da kalın söylemek gerekirse,- tarafsız olamayacağını bilmek, nesnel olmaktır. özetle, dürüst ve gerçekçi olmak, vicdanını gölgelememek nesnelliktir. bunlar "fazla" manevi ya da etik vurgular yapıyorsa da politik bir norm yahut format filan değiller! pekâlâ test edilebilir durumlar... dolayısıyla, tarafsızlık ve nesnellik yan yana gelecek veya karşılaştırılacak konular değiller sanki! sadece günlük kullanımda birbirinin yerine geçiyorlar o kadar! fenerbahçeli olabilirsiniz! 90-0 yenilseniz de fenerbahçeli kalabilirsiniz! ama takımın kötü ya da iyi oynadığını "bilirsiniz"! bilmemeye çalışmak, objektif olmamak veya mitoman yahut takıntılı olmaktır! mesela: fenerbahçenin asla iyi olmayacağını veya dünyanın en iyisi olacağını kimse bilemez! ama bilemediğini "iman" noktasında değ...

Tarafsızlık, Nesnellik, Tarihin Bilim Olabilmesi

Mutlak tarafsızlık diye bir şey tarihte söz konusu olmaz. Mutlak tarafsızlık ve objektivite nerelerde mümkün o zaman? İngilizce tabirle daha hard olan bilim veya disiplinlerde mi? Bir de mutlak tarafsızlıktan ve objektiviteden ne anladığını açıklarsan daha çok sevinirim. Bir de sence tarihte ve diğer disiplinlerde (en hard olan bilimler dahil) ideolojilerden mutlak manada arınmak mümkün müdür? Madem dürüstlükten bahsettin, sence tarihte ve diğer bilim ve disiplinlerde mutlak manada dürüst olmak mümkün müdür? Son olarak, tarih disiplini bilim midir ve hangi disiplinler bilimdir hangileri değildir (diğer bir deyişle, bilim nedir?)? (Onur'un yorumu) Herhangi bir insan insanlığı üzerine kafa yorarsa, yani beni insan yapan nedir sorusunu sorarsa (gerçi bu soru çeşitli şekillerde sorulabilir, ben bir tür olarak insandan bahsediyorum), bir süre sonra insanın sırf insan olduğundan aynı zamanda taraf da olduğunun farkına varması gerekir. İnsan toplumsal bir yaratıktır ama bu topl...

Anadolu Tarihçiliğine Dair Sorular II:
Anadolu terimiyle yüzleşilme zorunluluğu, eğer farklı bir tarih isteniyorsa...

Anadolu tarihi genelde belli bir toprak parçasının şimdiki sınırlarından geriye doğru gidilerek başlatılıyor. Yani ilk önce Anadolu denen bir yerin varlığını kabul ediyoruz ve daha sonra bu coğrafi yeri alıp tarihin başlangıcına ve hatta bazı durumlarda tarih öncesine götürüyoruz. İlk bakışta bir sorun yok ve ulusal tarihçilik açısından hiç bir sorun yok. Oysa eğer amaç ulusal tarihçiliğin karşısına yeni bir şey koymaksa, o zaman bu tarihçiliğin yöntemlerinin de gözden geçirilmesi gerekiyor. Toprak parçasına bağlılık veya belli bir yerin yerlisi olmayı öne çıkarmak, bunlar bana göre ulusalcı tarihçiliğin temel unsurları. Bu tür kavramların geliştirilmiş olmasının ardındaki temel neden, toprak ile sözüm ona bu tarihin yüzyıllardır veya binlerce yıldır sahibi konumunda görülen ve yine sözüm ona homojen bir grup arasında, her zaman olmasa da sık sık neredeyse kutsal olan bir ilişki kurmak. Oysa geçmiş daha farklı bir öykü sunuyor. Sürekli değişen insan topluluklarının olduğunu, hom...

Anadolu Tarihçiliğine Dair Sorular I:
Anadolu terimiyle yüzleşme zorunluluğu, eğer farklı bir tarih isteniyorsa...

Anadolu, Anadoluculuk ve Anadolu tarihinin nasıl yazılabileceği üzerine karaladığım bazı notları, kafama takılan bazı soruları sunuyorum: Anadolu teriminin kendisi önemli bir sorun içeriyor. Her ne kadar geçmişi yüzyıllar öncesine giden bir terimse de, modern çağda, özellikle Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet başında bugünün Doğu Anadolu’sunu da kapsayacak şekilde genişletilmiş olması, aslında bir isim değişikliğidir. Tercih edilmeyen bir şimdi’nin, geçmişiyle birlikte silinmesi girişimidir. Dolayısıyla, bir Anadolu tarihi yazma projesi, her şeyden önce bununla yüzleşmelidir. Bu yüzleşme nasıl gerçekleşecek veya bu sorun nasıl aşılacaktır. Burada sorun, hem Doğu Anadolu hem de Anadolu’nun farklı adlarla başka ulusal tarihlerin de sahiplenmeye çalıştığı alanlar olmalarıdır. Doğu Anadolu’da bu çatışma Türk, Ermeni ve Kürt ulusal tarihleri arasındadır. Batı Anadolu veya asıl Anadolu bölgesinde de, Türk ve Yunan ulusal tarihleri arasındadır. Bu sorunu aşmanın yolu, u...

Kültür ve Yenilik: Kültürel Ayırımcılık ve Milliyetçilik - Ne Kadar Farklılar?

Resim
Bu topraklara “dışarı”dan gelen “yabancı” katkılara daha geniş bir çerçeveden bakınca, modern çağla birlikte milliyetçilik gibi, bugün olumlu kabul edilen birçok başka akım, faaliyet ve unsurun da geldiği, bu topraklara girdiği görülüyor. Durum böyle olunca, seçici bir yabancılık suçlaması sorun çıkartıyor. Son yıllarda etnisite kavramının yerini kültür almaya başladı. Etnik olmak istemeyenler kültürcü ya da yerel kültürcü oluyor ama bu hamleyle milliyetçilikten uzaklaşmış olmuyorlar. Aynı yabancı düşmanlığına, aynı “bu bize ait değil” yaklaşımına yerelcilerin, yerel kültürcülerin arasında da rastlanıyor. Nedir kültürün karşıtı, ya da kültürün doğasına aykırı olan? Yenilik. Hem bir öğrenme süreci hem de çevreyi, yaşamı, etkileşimleri anlama ve anlamlandırma aracı olarak kültür pek yenilikçi değildir. Sürekli yeniliğin, yani değişimin olduğu yerde kültürün bu iki unsuru da olamaz. Ama yenilik yine de olmak zorundadır. Çünkü dünya değişir, yaşam değişir, dolayısıyla kültürün de ...

Anadolu'nun Dilleri ve Hint-Avrupalıları

Resim
R.D. Woodard, The Ancient Languages of Asia Minor, Map 1 (İtalikler MÖ 1. binyıl ve sonrasında beliren diller) Anadolu tarihinde (eğer ortaçağdan öncekini de aynı isim altında inceler ve tartışırsak, ya da tanımlarsak, her neyse) uzun bir Hint-Avrupa dönemi olduğu görülüyor; yani Hint-Avrupa dillerinin konuşulduğu ve hatta uzun süre bu coğrafyanın dilsel yapısına baskın oldukları bir dönem. Ardından on birinci yüzyılda Altay dilleri konuşan topluluklar belirmeye başlıyor ve bunların arasında en baskın grup da Türk dilleri kouşanlar. Türk dilleri Anadolu’nun dilsel durumuna hemen hâkim olmuyor. Sanırım tam egemenlik yirminci yüzyılın başından itibaren geliyor. Hint-Avrupa dilleri konuşanlarla Altay dilleri (ya da Türk dilleri de diyebiliriz) konuşanlar uzun süre birlikte var oluyor. Aslında bunun bugün de devam ettiği söylenebilir, eğer Kürtçenin bir Hint-Avrupa dili olduğunu anımsarsak. Bu arada Hint-Avrupa dillerinin öncesi de var; en azından ne Hint-Avrupa ne de Altay ol...

Anadoluluk Söylemi ve Yerlilik

Resim
www.helmink.com/Antique_Map_Blaeu_Anatolia/ Nedense Orta Asya Türklerine takıldık kaldık. Bu topraklarda başka kültürler de bulunmuş. Bunları ne yapacağız? Bunlar hakkında da bir şeyler söylemek gerekmez mi? Yine Adsız’ın yorumlarından birine dönecek olursak, “Velhâsıl, anadoluya ordan burdan azınlıklar gelmiş zaman zaman, her gelen kendi "dil"ini benimsetmiş, olay bu, yoksa anadolu ne Türk'tür ne Yunan ne Ermeni... Anadolu, Anadolu'dur... ... Heredot meselâ, Ermenilerin anadoluya m.ö. 7. yy'da geldiklerini yazar, sonradan bölgeye dillerini benimsettiklerini anlatır... Anadoluda, Yunan nüfusu hiçbir zaman %1'i bile bulmamıştır, ancak anadolunun %75'i Yunanca konuşmaktaydı... Sadece "dil"i benimseme söz konusu, bunu iyi anlamak lazım, Anadolu'nun Yunanlılığı, Ermeniliği, Türklüğü kadardır...” Adsız’ın Anadoluluktan kastettiği genetik bir grup, çok büyük değişikliklere uğramadan binlerce yıldır varlığını sürdüren bir grup, bir to...

Türkçe, Türklük ve Türkler

Kısa (veya uzun bilemeyeceğim) bir aradan sonra tekrar merhaba. Özel meseleler bir süre meşgul tuttu beni. Bir de sanırım bir süre hiçbir şey yazmak istemedim. Neyse. Yine Türklük, Türkçe ve Türk kavramlarıyla ilgili yoğun bir yorum trafiği olmuş. Sayın Adsız şöyle diyor. “Çuvaşlar Pre-Turkic” konuşmuş olabilir ama bu Türk olduklarını göstermez diyor  Viking olduklarını mı gösterir?” Biraz demagoji yapmış Adsız. Şöyle yazmışım: “Çuvaşlar ilk Türkçeyi konuşmuş ve hâlâ konuşuyor olabilir. Ama bu onların Türk olduklarını göstermiyor. Sanırım bu ayrımı kavramak epey zor geliyor. Bir dili konuşmak, bu dili adlandırmak ve bu dille bir toplumsal/siyasi/kültürel kimlik arasında ilişki kurmak birbirinden farklı süreçler. Birinin varlığını tespit etmemiz veya bir yerde bir dilin konuşuluyor olduğunu saptamamız diğer iki sürecin de çözüldüğü anlamına gelmiyor.” Evet, bu ayrımı anlamak zor geliyor çoğumuz için. Adsız’ın cevabıyla bunu bir kez daha görmüş olduk. Türkçeye dair bazı i...

Türklük Değil Türkleşme

Bu konuyla ilgili daha önceki yazımda Türkleşme adını verdiğim bir süreçten bahsettim. Birkaç şey daha söylemek istiyorum bu konuya ilişkin. Konuşulan diller arasında görülen benzerlik zaman içinde, özellikle daha farklı bir dil konuşan bir düşmanın veya hasmın belirdiği durumlarda daha üst bir kimlik düşüncesine yol açabilir ve bu nokta bir ortak dilleşme sürecine girilebilir. Farklı Türkçeler de zamanla ve/veya zaman zaman Türkleşmelere yol açmış olabilir. Tabii bu arada başka dilleşmeler de söz konusu olmuş olabilir. Örneğin Türkmenleşme gibi bir süreçten de bahsedilebilir ama burada bir noktaya dikkat etmek gerekiyor. Her ne kadar her durumda son nokta yeni bir üst kimliğin ortaya çıkmasıysa da, sürecin başlatan koşullar farklı olabilir. İlla ki bir çatışma durumunun belirmesi gerekiyor ama bu belirdikten sonra birleştirici unsur dilsel benzerlik olabileceği gibi, kültürel veya dinsel ya da benzeri başka bir şey de olabilir. İlk başta böyle bir Türkleşme var mı kesin bi...

Göbeklitepe: Urfa'da Tarihöncesi (Radikal Gazetesi, 16.03.2010

İnsanoğlunun mağaralarda vahşi bir hayat sürdüğü sanılan yıllarda Harran'da yaşayanlar muhteşem bir tapınak inşa etti MEHMET ÖZDOĞAN ŞANLIURFA- Göbeklitepe’de küçük bir arazisi olan Şavah amca, 1986 senesinde arazisini sürmeye başladığında, arkeoloji tarihinde bilinen her şeyi alt üst edeceğini bilmiyordu. O gün küçük bir heykel buldu. Bir süre elinde tutuktan sonra, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ne götürdü. Heykelin milattan önce 6-7 binlere ait olduğu belirlendi. Aradan yıllar geçti. 1995 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Harald Hauptmann tarafından, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında yüzey çalışmaları yapıldı, heykelin bulunduğu yerin birkaç metre ötesinde ‘bir şeyler’ vardı. 1996 yılından bu yana Alman arkeolog Klaus Schmidt önderliğinde sürdürülen kazılarda, her yıl birkaç yüzyıl geriye gidildi. Göbeklitepe’de bugün gelinen nokta büyüleyici. Şanlıurfa’nın 17 km doğusunda, bereketli Harran Ovası hilalinin tam göbeğinde dünyanın en eski tapınağı var; tam 12 bi...

Türkçenin İlk kez Konuşulması ve Türklerin İlk Kez Ortaya Çıkışı Üzerine

Arka arkaya gelen bazı yorumlar üzerine tekrar bazı noktaları, en azından benim ne demeye çalıştığımı tekrar açıklığa kavuşturmak ihtiyacı belirdi Orta Asya’dan göç olmadı demek kolay değil. Çünkü tarihsel kayıtlar aksini söylüyor. Gelenler var. Ama bu gelenlerin sayısı ve geldikleri yerdeki insanların kaçta kaçını oluşturdukları veya ne kadarını yerinden ettikleri tartışılabilir. Türklerin anayurdu tartışmasıysa hepten zor. Adsız adı altında gelen yorumcunun arka arkaya bloga gönderdiği yorumlar daha çok Türkçenin anayurdundan bahsediyor. Türkçenin anayurdunun tespit edilmiş olması (ki bu anayurt pekâlâ Urallar, Hazar Denizi’nin kuzeyi olabilir; gayet makul bir görüş), Türklerin ilk kez nerede ortaya çıktığı sorusunu cevaplamıyor; sadece Türkçenin ilk kez nerede, hangi bölgede konuşulduğu sorusunu cevaplıyor. Çuvaşlar ilk Türkçeyi konuşmuş ve hâlâ konuşuyor olabilir. Ama bu onların Türk olduklarını göstermiyor. Sanırım bu ayrımı kavramak epey zor geliyor. Bir dili konuş...