Kayıtlar

Eski Türkler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türkçe, Türklük ve Türkler

Kısa (veya uzun bilemeyeceğim) bir aradan sonra tekrar merhaba. Özel meseleler bir süre meşgul tuttu beni. Bir de sanırım bir süre hiçbir şey yazmak istemedim. Neyse. Yine Türklük, Türkçe ve Türk kavramlarıyla ilgili yoğun bir yorum trafiği olmuş. Sayın Adsız şöyle diyor. “Çuvaşlar Pre-Turkic” konuşmuş olabilir ama bu Türk olduklarını göstermez diyor  Viking olduklarını mı gösterir?” Biraz demagoji yapmış Adsız. Şöyle yazmışım: “Çuvaşlar ilk Türkçeyi konuşmuş ve hâlâ konuşuyor olabilir. Ama bu onların Türk olduklarını göstermiyor. Sanırım bu ayrımı kavramak epey zor geliyor. Bir dili konuşmak, bu dili adlandırmak ve bu dille bir toplumsal/siyasi/kültürel kimlik arasında ilişki kurmak birbirinden farklı süreçler. Birinin varlığını tespit etmemiz veya bir yerde bir dilin konuşuluyor olduğunu saptamamız diğer iki sürecin de çözüldüğü anlamına gelmiyor.” Evet, bu ayrımı anlamak zor geliyor çoğumuz için. Adsız’ın cevabıyla bunu bir kez daha görmüş olduk. Türkçeye dair bazı i...

Türkçenin İlk kez Konuşulması ve Türklerin İlk Kez Ortaya Çıkışı Üzerine

Arka arkaya gelen bazı yorumlar üzerine tekrar bazı noktaları, en azından benim ne demeye çalıştığımı tekrar açıklığa kavuşturmak ihtiyacı belirdi Orta Asya’dan göç olmadı demek kolay değil. Çünkü tarihsel kayıtlar aksini söylüyor. Gelenler var. Ama bu gelenlerin sayısı ve geldikleri yerdeki insanların kaçta kaçını oluşturdukları veya ne kadarını yerinden ettikleri tartışılabilir. Türklerin anayurdu tartışmasıysa hepten zor. Adsız adı altında gelen yorumcunun arka arkaya bloga gönderdiği yorumlar daha çok Türkçenin anayurdundan bahsediyor. Türkçenin anayurdunun tespit edilmiş olması (ki bu anayurt pekâlâ Urallar, Hazar Denizi’nin kuzeyi olabilir; gayet makul bir görüş), Türklerin ilk kez nerede ortaya çıktığı sorusunu cevaplamıyor; sadece Türkçenin ilk kez nerede, hangi bölgede konuşulduğu sorusunu cevaplıyor. Çuvaşlar ilk Türkçeyi konuşmuş ve hâlâ konuşuyor olabilir. Ama bu onların Türk olduklarını göstermiyor. Sanırım bu ayrımı kavramak epey zor geliyor. Bir dili konuş...

Burası ve Ötesi Semineri - Eski Türklerde Cenaze Törenleri ve Öte Dünya İnanışlarına Bakış
Pastoral Göçebelerin Ortaya Çıkışı

Bu ince ayrıntıları bir kenara bırakacak olursak, Türk denen grubun ortaya çıkışı, en azından tarih sahnesine çıkışı, pastoral göçebelikle yakından ilgilidir. Dolayısıyla, Türk denen grubun öte dünya inançları pastoral göçebeliğin sunduğu malzemenin yine bu yaşam tarzının sunduğu tercihler ve bu tercihlerin insan aklının izin verdiği sınırlar içinde farklı biçimlerde yorumlanmasının sunduğu seçenekler doğrultusunda kullanılmasıyla ilgilidir. Peki, ne tür bir malzemeden bahsediyoruz? Bunu yanıtlamak oldukça güç ama ne tür olasılıkların mevcut olduğunu belirtebiliriz. Diğer yandan farklı yaşam tarzlarına ait malzemenin durumu ne olmuştur? Ne şekilde pastoral göçebeliğin sunduğu malzemeyle birleştirilmiştir? Mevcut çalışmalar pastoral göçebeliğin MÖ 1500 yıllarında ortaya çıktığını göstermektedir. En azından genel kanı bu yöndedir. Uzun bir süre pastoral göçebeliğin avcılıktan sonraki evre olduğu, tarımdan önce geldiği düşünülmüşse de, son çalışmalar pastoralizmin tarım toplumların...

Burası ve Ötesi Semineri - Eski Türklerde Cenaze Törenleri ve Öte Dünya İnanışlarına Bakış
Türkler Nereden Geldi?

Resim
Günümüz Türkiye’sinin toplumsal, kültürel ve dinsel geçmişinin bir parçası olarak görebileceğimiz Orta Asya kökenli inançların önemli bir kaynağı geçmiş pastoral göçebe toplumlarına aittir. Fakat Orta Asya kökenliliği pastoral göçebecilikle eş tutmamalıyız. Çünkü aynı Orta Asya inanç dünyasının avcı toplayıcı veya orman topluluklarına dayanan boyutları da vardır. Diğer yandan pastoral göçebe topluluklar tarım topluluklarından da etkilenmiştir. Burada iki türlü bir etkilenme söz konusudur. Bir yandan bazı pastoral topluluklarının kökeni tarım topluluklarıdır. Bu anlamda kökensel bir etkilenme söz konusudur; değerlerini aktarırlar. Diğer yandan tarım evresinden pastoral evreye geçtikten sonra tarım topluluklarından, bunların inançlarından etkilenmeleri söz konusudur. Örneğin, Maniheizm, Budizm, Laoizm ve benzeri etkilenmeler bu sınıftadır. Bir de çok daha sonra ortaya çıkmış Hıristiyanlık ve İslam’dan gelen etkilenmeler vardır. Buna benzer bir durum avcılıkla geçinen orman toplulukların...

Burası ve Ötesi Semineri - Eski Türkler İbaresinin Bir Araştırma Kategorisi Olarak Yetersizliği

Neticede “Eski Türkler” ibaresini temsil ettiği etnik çağrışımdan ayırmamız gerekmektedir. Bu kategori altında incelemek istediğimiz insan grubunu veya grupları etnik bir kategori olarak görmemeli, bu iş için çok daha geçerli bir kategori yaratmalıyız. Eninde sonunda her kategori bir genellemenin ürünü olacaktır. Pastoral Türkler gibi bir kategori icat ettiğimizde de fiziksel olarak var olmayan bir grup yaratmış olacağızdır. Her kategori bir soyutlamadır ve bazı şeyleri tartışabilmek ve inceleyebilmek için belli soyutlamalara gitmemiz gerekmektedir. Bu süreç içinde özelden genele doğru bir gidiş de söz konusudur. O zaman bu durumda en uygun kategori ne olacaktır? Bunu saptamak zor olabilir. Sonuçta bu, araştırmanın hangi yönde gerçekleştirilmek istenmesiyle ilgili bir tercihtir ama en az uygun olan kategoriyi belirleyebiliriz. Bu da, konumuz olan din alanı itibarıyla etnik sınıflandırmadır. Belki ileride etnik dinler ortaya çıkacaktır ama hâlâ böyle bir oluşum gerçekleşmiş değildir. B...

Burası ve Ötesi Semineri - Eski Türklerde Cenaze Törenleri ve Öte Dünya İnanışlarına Bakış
Eski Türkler İbaresinin Düşündürdükleri

Öte dünya veya öbür dünya dediğimizde aklımıza gelen ilk kavramlardan biri ölümdür ve zaten öte dünyadan genellikle kastedilen de ölümden sonra yaşam veya var olmadır. Yani aslında ölmüyoruz, yaşamaya devam ediyoruz; ama başka bir dünyada. En azından böyle bir arzuyu yansıtıyor öteki dünya kavramı. Bu dünyadaki varlığımızın sona erdiğini biliyoruz. Bunu reddetmemiz zor. Herkesin yaşamında gayet sık rastlanan bir deneyim bu. Birileri doğuyor ve birileri ölüyor. İnsan öldüğü andan itibaren ölmemiş olanlarınki gibi var olmayı terk ettiğinden, ölülerin bu dünyayı terk ettiklerini veya onlarla aynı boyutta iletişime geçemediğimizi ister istemez kabul ediyoruz. Her ne kadar ölülerle iletişimin sona ermediği kabulü epey yaygınsa da, neticede bu iletişimin kolay olmadığını, günlük uğraşlarımızda karşılaştığımız diğer insanlarla iletişime geçmekten zor olduğunu, farklı işlemler gerektirdiğini kabul ediyoruz. Yani varlığımızın sona ermesi anlamında ölmeyi kabul etmesek bile, en azından bir sını...