Kayıtlar

Antikçağ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hz. İsa ve Hıristiyanlığın Doğuşu

Hıristiyanlık ne zaman ortaya çıkmıştır? İsa kendi öğretisini savunmaya ve yaymaya başladığında mı, yoksa Pavlus İsa’nın öğretisini yaymaya başladığında mı? Pavlus’un savunduğu İsa’nın öğretisi miydi, yoksa İsa’nın kendisine göre biçimlendirdiği öğretisi miydi? Bu soruları yanıtlamak ne yazık ki çok kolay değil. Burada temel zorluk İsa’nın yazılı hiçbir şey bırakmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Pavlus çok şey yazmıştır ama Pavlus’un anlattığı İsa’nın gerçekten yaşamış İsa olduğunu anlayabilmemiz için İsa’nın ne söylediğini bilmemiz gerekmektedir. Bunu da doğrudan İsa’nın yazmış olduğu belgeler veya yazılar aracılığıyla yapmamız mümkün değildir. En fazla Yeni Ahit’e gönderme yapabiliriz. Yeni Ahit, İsa deneyimini anlatan dört farklı kitaptan oluşur ve İsa’nın söylediklerine ulaşabilmemizin başka bir yolu yoktur. Onu bize havarileri veya bu dönemde yaşamış Pavlus gibi kişiler anlatmaktadır. Her ne kadar kendisi İsa’nın doğrudan havarisi değildiyse de, Pavlus da bir havari olarak ...

Antikçağda Tektanrıcı Dünyaya Geçiş

Tektanrıcılığa geçişin en azından iki bağlamda gerçekleştiğini iddia edebiliriz. Bunlardan biri Yahudi dininin kendisi ve diğeriyse Greko-Romen dünyadır. Bu bağlamların sayısını arttırmak elbette mümkündür. Bir yandan İran bölgesindeki değişimleri, yani Zerdüştlüğün tektanrıcılığa doğru gittiği iddiasına dayanan gelişimi ve diğer yandan da Orta Asya pastoral (kırsal hayvancı) topluluklarında rastlanan tektanrıcılık benzeri inanç sistemlerini tektanrıcılığın ortaya çıkışını teşvik eden bağlamlar olarak görebiliriz. Neyin tektanrıcılığın başlangıcı olduğunu görmek biraz da araştırmacının bakış açısına bağlı olduğundan bu bağlamları arttırmak elbette mümkündür ama tartışmamızı, belli bir bölgede ve daha kontrol edilebilir boyutlar içinde kalmak için, yukarıda adı geçen iki bağlamla sınırlayacağız. Bununla beraber farklı bağlamlardan da bahsedilebileceğini unutmamak gerekir ki tektanrıcılığın doğuşunu belli bir dönemle de sınırlamamalıyız. Yahudiliğin ve daha sonra tüm Greko-Romen dünyanı...

Hıristiyanlık Öncesi Anadolu

Yahudilik ve Theos Hypsistos Yahudilik de tektanrıcıdır, ama nispeten kendi içine dönük bir topluluk, bir etnik grup, bir kavim inancı olarak kalmıştır. Hıristiyanlık bir topluluğun inancı olarak kalmayacak, aksine herkesi Hıristiyan yapmaya çalışacaktır. Fakat bu anlamda bile Hıristiyanlık ilk tek tanrılı ve tanrıcı din değildir. Farklı ve daha çok günümüze uyan anlamda bir tektanrıcılığı savunan Hıristiyanlıktan başka tektanrıcı inançlar da vardır. Bunlardan biri de, uzun süre ve geniş bir bölgede etkili olmuş Theos Hypsistos inancıdır. Geleneksel pagan inançlarının insanbiçimi tanrılarının aksine Theos Hypsistos’un tanrısı tek ve soyuttur. Yahudilik arasında yakın bir ilişki ve benzerlik de söz konusudur. Theos Hypsistos, Yahudilikten geldiği izlenimini vermektedir. Theos Hypsistos’un Anadolu’da Yahudiliğin bulunduğu yerlerde görüldüğü ve bu iki inanç arasında çeşitli benzerlikler bulunduğu düşünülecek olursa, böyle bir olasılık epey güçlüdür. Diğer yandan, bu iki inancın aynı ...

Helenistik Dönüşüm

MÖ 5. yüzyıl Atina’sının en iyi örneğini oluşturduğu Yunan polislerinin dünyası zamanla değişecektir. Büyük İskender’in (MÖ 336–323) başlattığı siyasi dönüşüm İskender’in ardından beliren Helenistik Krallıklar tarafından sürdürülmüştür. İskender’in aksine, Helenistik krallar doğuyla batının kaynaştırılmasına, yeni ve evrensel (bu coğrafyada yaşayan insanlara göre) bir kültürün yaratılmasına inanmamıştır. Dolayısıyla İskender’in başlatmış olduğu politikalara süratle son verilmiştir. En büyük değişiklik monarşinin geri gelmiş olmasıdır. Polis monarşi fikrine yabancıdır, kralla ne yapacağını, krallı nereye koyacağını bilemez ama kral kalıcıdır. Bir yere gittiği yoktur ve polisler o güne kadar titizlikle korudukları güçlerini artık kaybetmiştir. İktidar Helenistik krallara geçmiştir. Polisin temsil ettiği dünya açısından bakacak olursak (polis, kenti ve kentin çevresindeki köyleri kapsayan topraklardan oluşuyordu), sınırlar büyümüştür. Ortaya geniş topraklarıyla krallıklar çıkmıştır. ...

Antikçağ Dini Pratiği

Tüm bunları göz önüne alarak antikçağ dinlerine yaklaştığımızda, ilahi olanın aslında bir güç olduğunu görürüz. Aynı durum bize özgü tektanrıcı dinler için de söz konusudur ama gene de bir farklılık vardır. Antikçağ dininde güç olarak ifade edilen aslında doğa kaynaklı güçlerin veya doğa güçlerinin ifade edilmesidir. [1] Bu tanımın bile eksik olduğu düşünülebilir. Antikçağ dininin öznesi ilahi güçle ilişkiye giren birey değil, ilahi güçlerle ilişkilere geçen topluluk olduğundan, güç olarak ifade edilen, topluluğun dışında bulunan ve öfkesi ya da rastlantısal eylemleriyle topluluğu tehlikeye sokan her türlü güçtür. Doğa güçleri tanrı ve tanrıçalar olarak tanımlanabileceği gibi, topluluğu tehdit eden bir kral veya hükümdar da rahatlıkla tanrı konumuna yükseltilebilir. Yani dini pratiğin özünde topluluğun baş etmekte zorlanacağı veya zorlandığı bir süreç veya görüngünün (ki bu yüzden bir güçtür) topluluk tarafından anlaşılır ve uğraşılabilir duruma sokulması vardır. Antikçağın tanrısı d...