Kayıtlar

Avrasya Bozkırları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Uzakdoğu Semineri - XI: Avrasya Göçebelerine İlişkin Önyargılarımız - Göçebe Devleti

Muhtemelen daha sonra geri gelmek üzere, göçebe devleti üzerine ufak bir not: Savaşçılığa benzer bir diğer konuda devlettir. Bozkır göçebelerinin devlet oluşturma kapasitelerinin olup olmadığı çok uzun süredir araştırmacıları meşgul eden bir konu olmuştur. Bazı araştırmacılar bir göçebe devleti olgusundan bahsetmektedirler ama bunu göçebe devleti olarak adlandırmaları bile aslında değişik bir şeyden bahsetmekte olduklarına işaret etmektedir. Devlet devlettir, neden göçebe devleti? Devlet sözcüğünün başına göçebe sözcüğünün konulması aslında tam anlamıyla bir devletten bahsedilmediğinin bir göstergesi değil midir? Tartışma genellikle devletler ve şeflikler arasında gidip gelmektedir. En iyi ihtimalle devletimsi veya devletleşmeye giden bir yapıdan bahsedilmektedir daha çok. Bu ayrımı netleştirebilmek için ilk önce devletten ne anladığımız belirtmemiz gerekmektedir. Golden’a göre devletten, iyi kötü kesin sınırlarla belirlenmiş bir bölgede sistematik bir şekilde vergi toplayan, gü...

Uzakdoğu Semineri - XI: Avrasya Göçebelerine İlişkin Önyargılarımız - Savaşçılıkları

Geçen tartışmada göçebe ile yerleşik arasında kesin bir sınır belirlemeye çalıştık. Bazı yanlış anlaşılmaları önlemek için bu konu üzerinde biraz daha durmak gerektiğini düşünüyorum. Burada iki farklı durumdan bahsediyoruz. Bunlardan birincisi gerçek bozkır göçebesiyle bozkır ve bozkır dışı yerleşikler arasındaki ilişki. Bu ikisi birbirinin dünyasını ne kadar anlıyordu? Bu ikisi arasında bir duvar olduğunu söyleyebilir miyiz? İkinci durumsa bugün bu iki dünyaya dışarıdan bakan gözlemciler olarak bizim bu ikisini ne kadar anlayabildiğimiz meselesidir. Birinci durum hakkında çok bir şey söyleyemiyoruz. Elimizdeki veriler bize daha çok yerleşiklerin izlenimlerini veriyor ama göçebelerin izlenimlerini bilmediğimizden bunların ne derece gerçekleri yansıttıklarını söyleyemiyoruz. İkinci durum hakkında daha çok şey söyleyebiliriz. Burada kendi bakış açımızın ne kadar sorunlu veya önyargılı olduğunu tespit edebilmemiz mümkün. Çoğu kez kafamızda daha önceden oluşmuş veya oluşturulmuş kurgu...

Uzakdoğu Semineri - X: Avrasya Pastoralliğinin Doğuşu Üzerine

Avrasya göçebeliğinin doğuşu konusuna girildiğinde iki noktaya dikkat etmemiz gerekiyor: (1) Uzun bir süreç söz konusudur. Daha çok İran dilleri konuşan grupların görüldüğü ve yaklaşık bin yıl sürmüş ilk evre bir tür oluşum evresidir. Bunun arkasından gelen ve daha çok Altay dilleri konuşan grupların görüldüğü ikinci evreyse pastoral göçebeliğin artık olgunlaşmış olduğu evredir. Bu ikisi arasında çeşitli farklılıklar görmemiz doğaldır. (2) Birden fazla merkez söz konusudur. Bunların hepsi aynı anda ortaya çıkmamıştır ama çeşitli başlangıçlar söz konusudur. Batı Avrasya’da Ural dağlarının batısı pastoral göçebeliğe geçişle ilgili önemli bir bölgedir. Burada ortaya çıkmış ve gelişkin bir düzeye ulaşmış Sintashta kültürünün bu süreç üzerindeki rolü üzerine kesinlikle düşünmek gerekmektedir. Bir başka çok önemli bölge Altay dağları ve civarıdır. İskitlerin önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilen bu bölge, hem “beyaz” ve “sarı” olarak adlandırılan ırkların (farklı genetiksel geçmişl...

Uzakdoğu Semineri - VIII: Avrasya Bozkırları ve Göçebeler
Medeniyetlerle İlişkileri ve Dünya Tarihine Katkıları

Asya ve hatta Avrasya tarihinin en önemli unsurlarından birinin Avrasya bozkır dünyası olduğunu söylemek herhalde bir abartma olmayacaktır. Biçimlenme süreci neredeye bin yıl sürmüş bozkır dünyası özellikle Asya dünyasını derinden etkilemiştir. MÖ 500 yıllarında olgunlaşmış bozkır dünyası modern çağın belirmesiyle tarih sahnesini terk etmiştir. Bugün bozkır hâlâ vardır ama bir zamanların bozkır dünyası her açıdan ortadan kalkmıştır. Bozkır dünyası her şeyden önce coğrafi ve ekolojik bir koridordur. Bu koridor sayesinde Avrasya’nın bir ucu diğer ucuyla birleşmiş, dünya tarihçilerine göre bir dünya sistemi ortaya çıkmıştır. Bu koridor, tarım medeniyetlerinin var olmayacağı bir yerde avcı toplayıcılığın dışında ve ondan çok daha gelişkin bir yaşam tarzının var olmasını mümkün kılmıştır. Bu tabii ki sadece koridorun varlığıyla sağlanmış bir durum değildir. Koridorun tarım medeniyetlerinin arasında var olması da önemli bir unsurdur. Bozkırlar sadece Avrasya’da yoktur. Avrasya bozkırların...

Uzakdoğu Semineri - VII: Pastoralizm ve Göçebeliğin Doğuşu

Mevcut çalışmalar pastoral göçebeliğin MÖ 1500 yıllarında ortaya çıktığını göstermektedir. En azından genel kanı bu yöndedir. Uzun bir süre pastoral göçebeliğin avcılıktan sonraki evre olduğu, tarımdan önce geldiği düşünülmüşse de, son çalışmalar pastoralizmin tarım toplumlarının bir sonucu olduğunu göstermiştir (Khazanov, 1984:85-87). Hayvancılığa geçilmesinin ancak hayvanların evcilleştirilmesiyle ve bunun da yerleşik düzene geçilmesiyle mümkün olduğu artık herkes tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca tüm pastoral topluluklar tarım toplumlarından sonra ortaya çıkmıştır. Demek ki avcı toplumlarının kendi başlarına pastoral toplumlara yol açması gibi bir durum söz konusu değildir ama bu her pastoral toplumun kökeninde bir tarım toplumunun olduğunu getirmemektedir. Hayvanların evcilleştirilmesinin başarılması için yerleşik düzene (ve daha ziyade tarımcı yaşam düzeninin görüldüğü yerleşik düzene) geçilmesi şart gözükse de, bazı avcı toplumlarının tarım toplumlarından evcilleştirilmiş ha...

Uzakdoğu Semineri - IV: Tarih, Etnik Gruplar, Türkler

Geçen hafta Köktürkleri tartıştıktan sonra genlerle iz sürmeyle bitirmiştik. http://tarihdeniz.blogspot.com/2007/02/uzakdoudan-ortadouya-bilgelik-kltr-iia.html Bu hafta çok daha eskiye gideceğiz. Köktürkler çok yeni bir topluluk sayılır. Tarih sahnesine günümüzden 1500 yıl önce çıkmışlardır. Elbette meseleyi diğer Türkçe konuşan gruplar olarak ele aldığımızda, Çin kaynakları Hsiung-nu dönemine kadar gidebileceğimizi gösteriyor. Burada Hunlarla aynı topluluk olduğu düşünülen Hsiung-nu’ların Türk olduklarını iddia etmiyorum. Bu hâlâ kesin olarak çözülmemiş bir konu ama Hsiung-nu’ların kuzeyde Türk oldukları bugün kabul edilen bazı topluluklarla savaştıklarını gösteren kayıtlar bulunmaktadır. Hsiung-nu’lar bizi MÖ 400’lere götürür. Bir karşılaştırma yapacak olursak, Ege Denizi’nde Yunanlılar veya Helenler vardır. Romalılar yavaştan harekete geçmiştir. Bu bizim için antikçağ. Bu günümüzden yaklaşık 2500 yıl öncesidir. Bir de 50.000 yıl geriye gitmeyi düşünelim. Tarih çalışmaların...

Ortaçağda Avrasya Bozkırları III - Orta Asya Bozkır İmparatorlukları II

Resim
Türk Kağanlığı (Gelişmiş Göçebe Pastoraller MÖ 7.yy) *Hunlar 4.yy ait olmalarına rağmen bu haritaya dahil edilmiştir. Her ne kadar Avrasya bozkırlarındaki gelişme, sonrakinin öncekinden daha üst düzeyde bir evreyi temsil ettiği bir çizgi biçiminde olmamışsa da (ki çoğu zaman kopukluklar ve geriye gidişler olmuştur), sanki daha üst bir evreyi temsil eden farklı münferit yönelişler veya oluşumlar tespit etmek mümkündür. Örneğin, ilk büyük bozkır imparatorluğu olduğunu belirttiğimiz Hsing-nu konfederasyonu yukarıda vermiş olduğumuz bozkır devlet tipolojisinde birinci tipi temsil eden bir haraç imparatorluğudur. Hatta Avrasya bozkırları tarihine baktığımızda, büyük kısmı Hsiung’nu’ların kontrolünde geçmiş olan MÖ 209 ile MS 552 arasındaki ilk evre “haraç imparatorlukları” dönemi [1] biçiminde tanımlanmıştır. (Hsiung-Nu’lar varlıklarını MS 3. yüzyıla kadar sürdürmüştür.) MS 551’de tarih sahnesine çıkmış Türk Konfederasyonu’ysa aynı devletleşme tipolojisinde ikinci tipe karşılık gelen ...

Moğol İstilaları Bir Karanlık Çağa Yol Açmış Mıdır?

"Sizce Moğol istilalarını Arabölge açısından bir ortaçağ (karanlık çağ anlamıyla) başlangıcı olarak görebilir miyiz?" Konu, Moğol istilalarına uzun bir süre kötü gözle bakıldığından biraz zor. Zaten istila diyerek başladığımızda, daha baştan olumsuz bir gözle baktığımız ortaya çıkıyor. Ama diğer yandan, bu kelimeyi kullanmamızı mazur gösterecek kadar ciddi bir yıkım da var. Her şeyden önce karanlık çağdan ne kastettiğimiz belirtmek gerekiyor. Ben kabaca medeniyetsel düzeyin düşüşü olarak tanımlıyorum ve bu düşüşü de, söz konusu medeniyetin ne kadar karmaşık bir iletişim ağına karşılık gelmesiyle (ki bu da benim gözümde kalabalıklaşma ve kalabalıklaşmanın ne kadar huzur içinde varlığını sürdürdüğüyle ilgili) bağlantılı. Moğol istilaları böyle bir düşüş başlatmış mıdır? Eğer bu istilalar olmasaydı, ne tür bir medeniyet söz konusu olacaktı? Geçici bir düşüş görebiliriz ama ekonomik açıdan baktığımızda, Moğolların epey büyük bir bölgeyi birbiriyle birleştirmiş olmasından...

Ortaçağda Avrasya Bozkırları III - Orta Asya Bozkır İmparatorlukları

Göçebe pastoralciliğin ortaya çıkışı MÖ 2. binyıldır ama bu yaşam tarzının olgunlaşması belli bir sürenin geçmesini gerektirmiştir. Bu süreci, taşıdıkları farklılıklardan ötürü ikiye ayırmak mümkündür. İlk evre daha çok İran gruplarının görüldüğü erken göçebeliktir. İkinci evreyse göçebe pastoralciliğinin tüm çizgilerini yansıttığı, bu yaşam tarzının tam anlamıyla olgunlaştığı ve daha çok Altay gruplarının egemen olduğu dönemdir. Her ne kadar Hsiung-nu veya Hun gibi diğer Altay grupları çok daha erken bir tarihte, neredeyse bin yıl önce belirmişse de, Türklerin Türk adı altında tarih sahnesine çıkışı MS 500’lü yıllar, kesin bir tarih vereceksek 552’dir. MÖ 1. binyılda göçebe ve yerleşik kültürlerin birleşmesinin ürünü ilk Bozkır İmparatorlukları görülür. İlk gruplar İskitler, Sakalar, Kimerler, Sarmatyalılar, Yüeçiler gibi Hint-Avrupa topluluklarıdır. Altay gruplarından kabul edilen Hsiung-nu (Xiong-nu [okunuşu Şyungyu] veya Hun) topluluğuysa MÖ 2. yüzyılda ilk büyük bozkır konfederas...

Ortaçağda Avrasya Bozkırları II - “Eski Türkler” Yaklaşımı

Ortaçağın pastoral göçebesi Türkleri anlamak için ilk önce modern Türk tarihçiliğinin öneli kurgularından “Eski Türkler” üzerinde durmak gerekmektedir. Aslında Eski Türkler denilen bir grup var olmamıştır. Bu bizim geçmişe bakışımızın yarattığı bir kategoridir. Araştırma sürecinde çeşitli kategoriler yaratılır. Etnik grup yaklaşımının ürünü “Eski Türkler” söylemi bunlardan sadece biridir. Daha farklı bir yaklaşım benimseyerek kendimizi sadece bu dönemin Türkler, Dokuz Oğuzlar vb boy kimlikleriyle ya da daha alt düzeydeki grup kimlikleriyle sınırlayabiliriz. “Eski Türkler” yaklaşımı modern bir yaklaşımdır. Günümüzün modern kimliklerine köken bulma çabalarının bir ürünüdür. Sadece Türk modern kimliğine özgü olmayan bu çabaların özünde, geçmişten bugüne değişmeden gelen etnik, kültürel veya ırksal özlerin var olduğu varsayımı vardır. Bu şekilde yaklaşıldığında “Eski Türkler” bugün var olan modern Türk kimliğinin geçmişidir. Bu geçmişin tam olarak nerede sona erdiği çoğu kez belirsizdir...

Ortaçağda Avrasya Bozkırları I

Ortaçağda Avrasya kara parçasının önemli unsurlarından biri de bozkırlar ve burayı yaşam alanı edinmiş pastoral göçebeliktir. MÖ 1000 yıllarında belirmeye başlamış pastoral göçebelik veya göçebe pastoralcilik ortaçağda en gelişkin haline ulaşmış, medeniyetlerle ilişkiye giren ve sık sık da onlar rahatsız eden bir güce dönüşmüştür. Pastoral topluluklar, özellikle bozkır konfederasyonlarıyla, medeniyetlerin ciddiye alması gereken bir güç olmuştur. Nitekim klâsik dönemin kapanışını temsil eden, batıda Roma İmparatorluğunun büyük darbe alması ve doğuda da Han imparatorluğunun ortadan kalkması şeklinde tasvir edilen sürecin ardında bozkır topluluklarının hareketleri vardır. Bozkırların pastoral göçebeleri hiçbir zaman medeniyetler oluşturmamıştır. En fazla komşu medeniyetleri ele geçirerek bu dünyanın parçası olmuşlardır ama bu gibi durumlarda bile medeniyetler dünyasını bozkırlardan ayıran çizginin kuzeyinde pastoral göçebelik varlığını sürdürmüş, en ufak bir değişiklik geçirmemiştir. Pas...