20 Ocak 2010 Çarşamba

Osmanlı'nın Kuruluşu Semineri II - Osmanlı Grubu Nereli?

I.

Osmanlı’nın Anadolu’ya ne zaman gelmiş olduğu tam olarak bilinmiyor. İki görüş mevcut: Ya ilk Türk akınlarıyla beraber 1071 yılı ve sonrasında ya da Moğol ilerlemesinden kaçan çeşitli ortadoğu halklarıyla birlikte 1250’den itibaren.

Bu iki görüş arasındaki kavganın özü yine ilk gelenler ve sonradan gelenler ayırımı. Önemsiz gibi gözükebilecek bu ayrıntı, Osmanlılar’ın uzun süredir Anadolu’da olmalarından ötürü kendi geleneklerini geliştirdikleri ve bu yüzden de dışarıdan etkilere maruz kalmalarının düşünülemeyeceği tezinin savunulması açısından önemli oluyor. Özellikle Köprülü ve onu izleyenlerin, Osmanlı kuruluşunu Anadolu Türklerinin evrimi bağlamında görmeye çalışmalarında bu ayrıntı epey önemli. Yoksa bir evrim sürecinden bahsetmek epey zorlaşıyor. Burada Köprülü’nün önem verdiği konu Osmanlılar’ın devlet kuracak kapasite ve deneyimde oldukları.

Bununla beraber genelde kabul gören görüş Osman’ın aşiretinin Mogol ilerlemesinden ötürü Anadolu’ya gelmiş olması. Ne yazık ki elimizde Osmanlılar’ın Anadolu’ya ne zaman geldikleriyle ilgili kesin kanıtlar yok.

Bu arada bir başka görüş de, Osmanlı olarak adlandırılan oluşumun, Anadolu dışından gelen Türkmen unsurlarla Anadolu’nun yerli unsurlarının birleşmesi sonucu ortaya çıkmış olabileceği. Buna benzer bir tezin savunucusu olan Lindner’e göre, Osmanlı aşireti Türkmenlerle Bitinya halkının kaynaşmasından meydana gelmişti. Lindner’in tezinin merkezini oluşturan kavram aşiret, yani boy. Fakat onun bahsettiğinin aslında oba olması gerekiyor diye düşünüyorum. Birincisi göçebe grupların en temel günlük yaşam birimleri obalar. Obalar farklı grupları kapsıyor. Bunun yanında bu yaşam tarzına ait bir kavram daha var: konşi veya komşu. Bu, obanın birlikte yaşamasına, kamp yapmasına izin verdiği farklı grup için kullanılan bir terim. Lindner’in bahsettiği birlikte yaşama olayı bu düzeyde gerçekleşmiş olmalı ki, bunun böyle olmuş olabileceğinin örnekleri ilk tarihlerde mevcut. Yani yarı-göçebeler ve köylüler aynı yöreyi bir oba gibi paylaşmış olabilirler. Bu özellikle çobanlar açısından geçerli olmuş olabilir.

Böylece ilginç bir soru beliriyor. Osmanlılar’ın gelişinden bahsetmek ne kadar doğru? Bir Türkmen grubunun geldiği iddia edilebilir. Bu epey ufak bir grup, ama Osman’ın grubu olmamış olabilir. Osmanlı’yı kuran grup Bitinya’da ortaya çıkmış olabilir. O zaman şöyle bir soruyla karşılaşıyoruz. Gelen ve beyliği kurmuş olan grup kapalı bir Türkmen grubu muydu? Yoksa açık ve ufak bir grup gelerek, buradaki halkla birleşerek yeni bir gruba mı dönüştü? İlk tarihlerde garip terimi kullanılıyor. Osman’a niye bu kâfirlerle iyi geçindiği sorusu yöneltilince – bu kâfirler bu bağlamda Bilecik halkı oluyor – geldiklerinde gariban olduklarını ve bu kâfirlerden yardım görmüş olduklarını söylüyor.

Bunda doğruluk payı olabilir. Herşeyden önce burası bir uç bölgesi. İslam dünyasının ortası değil. Geniş düzlükler de yok. Göçebe bir grup için çok çekici bir yer olmadığı gibi, çevre Bizans tekfurlarıyla dolu. Ya başbelası bir grubun atılacağı, ya da diğer yerlerde tutunacak gücü olmayan bir grubun seçeceği bir yer. Bir diğer seçenek de yağmacılık yapılacak bir yer. Buna pek ihtimal vermiyorum. Çünkü ilk tarihler daha çok bir grubun barış içinde gelip yerleşmesinden bahsediyor. Bir de daha çok hayvancılıkla uğraşan bir grup görüntüsü var. Bu grupta kadınlar ve çocuklar var, ayrıca eşyalar da. Anlaşılan o ki Osman Bey de buralarda doğmuş. Doğmuş olması muhtemel. Çünkü çevre halkla samimi ilişkiler içinde.

Her ne kadar elimizde kanıt mevcut olmasa da, Osmanlı grubu Moğol ilerlemesinden çok daha önce gelmiş olsa bile, bu yöreye 1261’den önce gelmiş olması, en azından başına buyruk ve savaşçı bir grup olarak gelmiş olması mümkün gözükmüyor. Çünkü 1261’e kadar Bizans’ın başkenti İznik. O zamana kadar bu yörede güçlü bir devlet mevcut. Bizans’ın tüm askeri gücü bu bölgede. Bu zamandan önce buralara akıncı göçebe grupların girmesi mümkün değil. Ancak Bizans İstanbul’u 1261’de Latinlerin elinden alıp asıl başkentlerine geri döndükten sonra bu yöre Türkmenlere açık olmaya başlıyor.

İznik’in Laskarid’leri – o sırada Bizans’ın başında olan hanedan – kontrolü ellerinde tuttukları sürece bir sorun yoktu. Sakarya’nın doğusundaki bölge kontrollerindeydi. Kuvvetlerin batıya kaydırılmalarından ötürü, 1267’de Sakarya’nın doğusu tamamen Türkmenlerin eline geçmişti. Sınır Sakarya’ya ulaşmıştı ve neredeyse bu yüzyılın sonuna kadar da sabit kalır. 1280’lerde Bizans İmparatoru (Michael Palaeologus) Sakarya kalelerini güçlendirir. 1290’da bir sonraki imparator olan II.Andronicus gelir ve tekrar sınır kalelerini güçlendirir. Yörede hâlâ önemli miktarda Bizanslı yaşamaktaydı. Sakarya’nın adının sınır olarak geçtiği son tarih 1302. Sakarya’yı sınır olarak sona erdiren saldırı Bizanslı’ların beklediği gibi Adapazarı tarafından değil, ama Sakarya’nın yukarısındaki dağlardan, Osman’ın bölgesinden gelir. Osman Sakarya’ya cepheden saldırmaktansa, güneyden kıyı boyunca teker teker kaleleri fethederek saldırır.

Bitinya nasıl bir yerdir? Herşeyden önce zengin ve bereketli bir yer. En azından on üçüncü yüzyılın ortalarında durum böyledir. Herşeye rağmen insanlar süratle kaçmak eğiliminde değildi.

1298 yıllarında, on dördüncü yılın hemen başında, bu yöre, birbirinden bağımsız hareket eden çeşitli beylerden oluşuyordu. Osman bunlardan biriydi. Bu sırada osman’ın çevresinde bulunan kişiler Osman’ın müttefikleri konumundalar. Bu kişiler daha sonra vasalları olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...