4 Mart 2009 Çarşamba

Tarih böyle atmayla değil araştırarak yazılır. Okuuu!

Bundan bir süre önce bu bloga genlerle ilgili Sabah gazetesinde beliren yazıma veya röportajıma tarihçi Erhan Afyoncu'dan gelen gelen yazıya verdiğim cevabı koymuştum. Yazıyı başka bir forumda yazmıştım. Buraya koyarken Afyoncu'nun yazısını koymayı unutmuşum. Biraz geç oldu ama şimdi ekliyorum yazıyı. Söz konusu yazılara şu bağlantılarla ulaşılabilir:

http://tarihdeniz.blogspot.com/2007/12/genler-ve-tarih1-erhan-afyoncunun.html

http://tarihdeniz.blogspot.com/2007/12/genler-ve-tarih2-erhan-afyoncunun.html

Ekiskliği fark eden okuyucuya teşekkürler...

Ve Erhan Afyoncu'nun yazısı...

Tarih böyle atmayla değil araştırarak yazılır. Okuuu!


Bilim adına yeni bir bölücülük ve ırkçılık dalgası başladı. Gen araştırmalarına göre etnik köken tespit ediliyor. Geçenlerde bir antropolog Ortaasya'dan gocun efsane olduğunu, Anadolu'daki insanların 40 bin yıldır burada yasadığını iddia etti.Tarihin böyle atmayla değil, araştırılarak yazıldığını hatırlatıyor ve sayın antropologu Anadolu'da milyonlarca Türk olduğunu açıkça gösteren Osmanlı arşiv vesikalarını okumaya davet ediyoruz.Genetik teknolojisindeki bas dondurucu gelişmeler köken konusunda kesin bir sonuç vermemesine rağmen yeni bir ırkçılık dalgasının kapısını açtı. Bunun en yoğun şekilde uygulanmaya çalışıldığı ülkelerden birisi de Türkiye. Türkiye’yi uzun suredir Türk-Kurt, Alevi-Sünni diye bölmeye çalışıyorlar, ancak istedikleri neticeye ulaşamadılar. Geçtiğimiz günlerde Antropolog Timucin Binder, gen araştırmaları sonucunda Orta Asya'dan gocun efsane olduğunu, Anadolu'daki Türklerin 40 bin yıl önce de bu topraklarda yasadıklarını, yani Türk olmadıklarını iddia etti. Antropolog'a göre Orta Asya'dan gelenlerin oranı yüzde 10 ile 15'ti ve gelenlerin Türk mü, yoksa İranlı veya Afgan kökenli olduklarını da anlamak çok zordu. Sanki Türkiye’deki 70 milyon insanin tamamının genleri üzerinde analiz yapıldı da konuşuyor. Birkaç sonuçtan genellemeye gitmek pozitivist bilim anlayışıdır ve bugün tamamıyla terk edilmiştir. Bilim sorumluluğu olan bir insan elindeki az veriyle böyle genellemelere gitmez. Böyle konuşarak ortayı karıştırmak isteyenlerin bilime mi, yoksa başka bir amaca mi hizmet ettikleri yakında ortaya çıkaracaktır. TURKLUK MODERN DEGIL 2000 YILLIK BIR KAVRAMDIRSayın antropologun iddialardan birisi de Türklük'ün bizim ürettiğimiz kültürel bir kimlik ve son 200 yılın urunu modern bir kavram olduğu. Göçle Anadolu'ya gelenler kendilerine Türk demiyorlarmış. Türk kelimesini ilk kullananlar yabancılarmış, bir de Göktürkler kendilerine Türk demişler. Kendi teorisini kanıtlamak için tarihin nasıl tahrif edildiğini görüyor musunuz? Kendilerini açıkça Türk diyen Gokturkler'i nasıl ustu kapalı es geçiyor. Cin, Arap ve Bizans kaynaklarından hiç bahsetmiyorum. Nizamulmulk, Ibn Bibi, Secere- yi Terakime, Selcukname ve Oguzname gibi birçok Türk tarihinde Türk, Türkmen tabirleri sıkça kendilerini tarif etmek için geçer. Sayın antropologun okuma yazması varsa bu eserleri inceleyebilir. ORTAASYA'DAN ANADOLU'YAAyrıca saptırdığı gibi Danismendname'de Turk tabiri geçmiyor değildir. Müellif hanedan ismi dolayısıyla kendilerini Danismendoglu olarak nitelendirir ama eserinde birçok yerde Türk ismi geçer. Tarih bu kadar da tahrif edilmez.Proto-Mogollar'dan, Kitaylar'in 924'te Orhun havalisine hâkim olmalarıyla birlikte, bu bölgedeki Türk boyları birbirlerini sıkıştırarak batıya doğru göç etmeye başladılar. 1027'ye gelindiğinde artan Kitay baskısı sonucu Türklerin batıya göçü büyük bir sel hâlini almıştı. Kay ve Kıpçak baskısı ile Oğuzlar da yurtlarından ayrıldılar. Samanî Peçenek ve Oğuzlar, Doğu ve Orta Avrupa'ya, Balkanlar'a; Müslüman Oğuzlar ise Maveraunnehir'e, Horasan'a ve diğer İslâm ülkelerine göç ettiler. Oğuzlar, 1040'da Dandanakan'da Selcuklular'in idaresinde Gazneliler'i yenip, kendi devletlerini kurdular. Ancak Orta Asya'dan yüz binlerce Turk, Mogol kabilelerinin tazyiki ile batıya göce devam ediyordu. Maveraunnehir bölgesi onları barındırmaya yetmedi ve yeni bir yurt aramaya başladılar. Türkler Suriye ve Irak'a da gidip, yerleşmişlerse de, bu ülkelerin iç bölgelerine girmediler. Bu bölgelerin iklim ve otlak durumunun hayvanları için uygun olmaması, Türklerin buralarda yoğun bir şekilde yayılmasına engel oldu. Anadolu ise iklimi ve geniş otlakları ile Türklerin yaşantısına uygundu.Ayni zamanda Anadolu'nun yoğun bir nüfusa sahip olmaması ve burada Türklere direnecek güçlü bir askeri organizasyonun bulunmaması da Turkmenler'in buraya gelmesini teşvik edici unsurlar oldu. MILYONLARCA TURK ANADOLU'YA GELDI1071 Malazgirt Muharebesi'nden sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir "göç kanalı" oluştu. Türkmenler, büyük kitleler hâlinde Anadolu'ya gelmeye başladılar. Anadolu'ya Turkler'in göçü birkaç yüzyıl surdu. Anadolu'ya Türkmenlerin dalgalarından birisi 13. yüzyılda Türkistan’ın Moğol istilasına uğramasından sonra gerçekleşti. Türkmenler, Anadolu'ya her zaman direkt olarak gelmediler. Bir kısmı Azerbaycan, Irak ve Suriye'ye gidip, bir müddet oralarda kaldıktan sonra Anadolu'ya geçtiler. Turkler'in göçü 16. yüzyılda Safevî Devleti'nin kurulmasına kadar devam etti.Safevîler zamanında Türkistan ile Anadolu arasındaki bu göç kanalı kapandı. Turkler'in gelmesinden sonra Anadolu'nun yerli halkından bir kısmı zamanla din değiştirerek Türkleşti. Ancak bu rakam çok büyük miktarlarda değildir. Selçuklu tarihçileri hiçbir zaman toplu ihtidalara (din değiştirme) rastlanmadığını söylerler.Tarihçi Claude Cahen bu konuda, Türkler ile Rumlar'in iyi ilişkiler içerisinde olduklarını, ancak bir kaynaşmanın olmadığını ifade eder. 16. yüzyılın sonlarındaki Osmanlı vergi kayıtları incelendiğinde, bu dönemde Anadolu'da yerleşik hayata tam olarak geçmemiş yaklaşık olarak 1 milyon Yörük (Türkmen)' in bulunduğu görülür. Sadece İç Anadolu'daki Ulu Yörük ile Güneydoğu ve Güney Anadolu'da bulunan Dulkadir Turkmenleri'nin nüfusu 300 bin civarındadır. Bunu ne kadar büyük bir nüfus olduğunu anlatmak için bu dönemde Sivas şehrinin nüfusunun 3 bin olduğunu söyleyelim.Ayrıca, bu yüzyıla gelindiğinde Turkmenler'in önemli bir kısmı yerleşik hayata geçmişti. Bu durumda olanların da nüfusu 1 milyonu geçmektedir. Bütün bunlar Anadolu'nun yerli halkı ile çok büyük oranda karışmanın olmadığını açıkça gösterir. Yani söylendiği gibi Orta Asya'dan göç efsane değil belgelere dayanan ve inkâr edilemez bir gerçektir. SOY NASIL ARASTIRILIRSon yıllarda insanlar kendilerinin nereden geldiklerini soylarının nereye dayandığını daha fazla merak etmeye başladılar. Türkiye’de soy tarihi araştırmaları Avrupa'da olduğu gibi gelişmiş bir durumda değildir. Tarihin en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı İmparatorluğu, arkasında yüz milyondan fazla vesikanın bulunduğu muazzam bir arşiv bırakmıştır. Osmanlılar, her turlu yazılı vesikayı saklamışlardır. Padişahların ask mektuplarından imparatorluğun değişik bölgelerine ait vergi defterlerine, padişahların borç senetlerinden herhangi bir göreve tayin için yazılan dilekçelere kadar milyonlarca belge Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Topkapı Sarayı Müzesi Arşive, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi basta olmak üzere birçok arşivde muhafaza edilmektedir. Osmanlı arşivlerinin en önemli kayıtları tahrir defterleridir. Osmanlı Devleti, yeni fethettiği memleketler ile kendi arazisini, toprağın mülkiyet ve tasarruf biçimini ve vergi miktarını tayin ve tespit etmek gayesiyle belirli zamanlarda istatistikî bilgiler edinmiştir ki buna tahrir denirdi.Tahrir defterleri Birinci Murad devrine (1362-1389) kadar inmektedir. Fakat elimizdeki ilk örnekler İkinci Murad (1421-1451) devrine ait birkaç defterdir. Fatih devrine (1451-1481) ait 30-40 kadar defter elimizde bulunmaktadır. Defterlerin asil sayıca çoğaldıkları donem Kanunî'den (1520-1566) itibarendir.Tahrir defterleri bir bölgede yasayan hane reisi erkeklerinden, bekâr erkeklere, dul kadınlardan, vergiden muaf olanları, yaşlı olup vergi veremeyecek durumda olanlara kadar o bölgede yasayanları tek tek verir. Müslüman ve Müslüman olmayanlar ayrı ayrı kaydedilmiştir. Bazı bölgelerde etnik köken de verilmiştir. Ayrıca bu defterlerden kimin ne kadar toprağı olduğundan o köyde hangi urunun ne kadar üretildiğine kadar birçok şeyi öğrenebiliriz. Bir bölgede yaylak kışlak hayati yasayan Türkmen (Yörük) aşiretleri de tek tek defterlere kaydedilmiştir.Osmanlılar, 17. yüzyıldan itibaren tahrir defterlerinin yerine yeni bir vergi defteri tutmaya başlamışlardır. Bu defterler şahıs vergisini ihtiva eden Avarız defterleridir ve 17. ve 18. yüzyıl soy kütüğü araştırmalarında kullanılabilirler. 19. yüzyıldan itibaren ise karsımıza temettuat ve nüfus defterleri çıkar. Eğer soyumuzu 19. yüzyıla kadar indirebiliyorsak bu iki defter turu kullanılarak daha gerilere gidilebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...