21 Eylül 2008 Pazar

Dünya Tarihçiliği - III

Her türlü tarihçilikte olduğu gibi dünya tarihçiliğinin de grup bağlantısı üzerinde durmak, elimizin altındaki metnin hangi grup için olduğunu ve ne tür bir grup tasarımı üzerine olduğunu sormak gerekiyor.

Tartışmanın ilk bölümlerinde ara sıra Batı evrensel anlamlandırmaları deyimini kullandım. Bunu evrensel anlamlandırmaların, yani evrenselci tarihçiliğin çeşitli modeller şeklinde geldiğini belirtmek için kullandım. Günümüzde baskın dünya tarihçiliği modelinin Batı modeli olduğu söylenebilir ama bu hem baskın olmayan başka modellerin olmadığı anlamına gelmeyeceği gibi, baskın modelin de her zaman Batı modeli olarak kalacağı anlamına gelmiyor. Ayrıca Batı modelinin de zaman içinde çeşitli değişiklikler geçirdiğini de unutmamak gerekiyor. Bugünün Batı modeli bundan iki yüz, hatta yüz yıl önce var olmuş modelden farklıdır.

Her model farklı bir gruba seslenir ve farklı bir grubun bakış açısını yansıtır. Bu bakış açısı ilk olarak çok daha küçük bir grubun içinde var olmuş ama zamanla çok daha büyük bir grubu kapsamaya, yönlendirmeye başlamış olabilir. Diğer yandan her model bir grup tasarımı da yapar. Bu ikisi birbirinden farklı olabilir. Yani Batı modeli bir yandan Batı topluluklarının içinde bulunduğu koşulları, yaşamlarına bakış açılarını anlamlandırmaya ve gerekçelendirmeye çalışırken, diğer yandan da bunu gerçekleştirmek için bir grup tasarımı yapar. Bu tasarım karşımıza bazen Batı dünyası olarak çıkarken, bazen de tüm insanlık olarak çıkabilir. Bazı durumlarda da Hıristiyan dünyasının bir tasarım olarak sunulduğunu görebiliriz. Ortaya çıkarılan anlamlandırmanın seslendiği grup veya içinde çıktığı grup, tasarımlanan grupla her zaman birebir örtüşmeyebilir. Ama sonuçta üzerinde durulması gereken asıl önemli nokta her anlamlandırmanın arkasında ve hedefinde bir grup bağlantısı oluşturma kaygısının yattığıdır. Dolayısıyla bir evrensel anlamlandırmayla, tartıştığımız konu itibarıyla dünya tarihçiliğiyle karşılaştığımızda, söz konusu metnin ne tür grup bağlantılarıyla ilgilendiği sorusunu sormamız gerekmektedir.

Tarih boyunca çeşit çeşit insan toplulukları olmuştur. Her topluluk veya her grup her şeyden önce içinde bulundukları yerel dünyalarını anlamlandırmaya çalışmıştır. Tartışmanın ilk başlarında değindiğimiz gibi, bu yerel gruplar diğer yerel grupları da içeren anlamlandırmalar yapma zorunluluğunu hissetmeye başladıklarında, ortaya daha evrensel anlamlandırmalar çıkmaya başlamıştır. Bu anlamlandırmalar her şeyden önce bu yerel gruplarının içlerinde oldukları koşulları anlamlandırmaya ve gerekçelendirmeye çalışmıştır. Bazen bir yerel grup diğerine baskın çıkmıştır, bazen hepsinin birden kapsayan anlamlandırmalar tercih edilmiştir. Bununla beraber, bu yerel grupların içinde bulundukları koşulları gerekçelendirmeye çalışmalarının dışında, bir de meselenin bu gerekçelendirmeyi/anlamlandırmayı yaparken nasıl bir grup tasarımının tercih edileceği yönü olmuştur. Çünkü birden fazla yerel grubun dâhil olduğu anlamlandırmalarda sonunda tüm bu grupları içeren ortak bir grup tasarımının yapılması gerekmektedir. Bu bazen “şunun oğulları”, bir aşiret, bir bölge, bir din olmuştur, bazen de, günümüzde olduğu gibi, tüm insanlık olmuştur. Sonuçta dönem dönem, kapsanmaya çalışan grupların boyutlarıyla doğru orantılı bir şekilde ortaya çıkan grup tasarımının da değiştiğini görüyoruz. Genetik açıdan pek fazla değişmeyen gruplar, bu açıdan bakıldığında defalarca değişmiş, tarih boyunca farklı isimler kullanmıştır.

Bu günümüzde de pek farklı değildir. Bugün yapılmaya çalışılan çok daha büyük bir projedir. Neredeyse yeryüzünün tamamını kapsayan bir grup tasarımı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunun adı son iki yüzyıldır insanlıktır. Her ne kadar insanlık öyküsüne ilk başta belli bir grubu ifade eden insanlık şeklinde başlamışsa da, bugün artık, bazı ufak tefek sorunlara rağmen, bir tür olarak tüm insanlığı kapsamaya başlamıştır. On dokuzuncu yüzyılın insanlığı çok daha farklı, sadece beyaz olarak adlandırılan veya adlandırılabilecek ırkı ayrıcalıklı konuma yerleştiren, “tam insan” yapan bir tasarımdı. Diğer ırklar daha aşağıda seviyelerde tutulurken, Batı yaşam tarzı neredeyse insanlıkla eş düşünülüyordu. Bugün dünya tarihçiliği modellerinin neredeyse tamamı (var olmaya devam eden tek tük ırkçı modelleri hesaba katmazsak) artık bir tür olarak insandan bahsetmektedir. Yine de bu istenilen insan fikrinin yakalanmış olduğu anlamına gelmiyor. İnsanın bir tür olarak tasarlanmış olması hâlâ birçok insan grubunu dışarıda bırakıyor olabilir. Bu tarihçiliğin temelindeki şemaya geri dönecek olursak, burada da sadece çeşitli evrelerden geçerek “kazanmış” veya “başarmış” insanın öyküsünün anlatıldığını görürüz. Bu “uzun yolculukta” kaybetmiş veya ortadan kalkmış bir yığın insan topluluğunun öyküleri dışarıda tutulmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, her anlamlandırma süreci sonuçta bir grup ilişkisi oluşturmaya çalıştığından her zaman birileri, bazı gruplar yapılan anlamlandırmanın dışında kalacaktır. Grup oluşturmanın doğasıyla ilgili bir durumdur bu. Birileri dâhil edilirken, birilerinin de dışarıda tutulması gerekmektedir ki, bir grup oluşturulabilsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...