21 Eylül 2008 Pazar

Dünya Tarihçiliği - II

Evrenselci bakışın her ne kadar başkalarının var olduğunun anlaşıldığı andan itibaren var olduğu düşünülebilirse de, bu her zaman evrensel anlamlandırmaların baskın olduğu anlamına gelmez. Evrensel anlamlandırmalar diğerini de yapılan anlamlandırmaların içine katma zorunluluğunun kendisini dayattığı durumlarda baskın olmaya başlarlar. Bu da eninde sonunda diğerleriyle olan fiziksel ilişkilerin yoğunlaşmasının diğerlerini yapılan anlamlandırmaların dışında tutulamayacağı gerçeğini dayatmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Evrenselci bakış açısının ortaya çıkardığı dünyanın fiziksel olmaması konusuna tekrar dönecek olursak, her ne kadar bu, duyularımızla algılayamadığımız bir dünyaysa da, ortaya çıkış nedeni fiziksel ilişkilere bağlıdır. İki yerel grup arasında ortaya çıkan karşılıklı ticaret veya siyasi ilişkiler sonunda öyle bir noktaya ulaşabilir ki, her iki yerel dünyanın insanları her iki tarafı da kapsayan bir üçüncü dünya düşünmeye başlamak zorunda hissedebilirler kendilerini. Çünkü yerel anlamlandırma şemaları artık yetersiz kalmaya başlamıştır; ortaya çıkan yeni durumun da anlamlandırılması gerekmektedir. Bu zorunluluğun yoğunluğu sürekli aynı düzeyde kalmayabilir. Bazı dönemlerde bu tür ilişkilerin azalmasıyla birlikte daha evrensel bir dünya düşünme zorunluluğu ortadan kalkmaya başlayabilir. Diğer yerel toplulukların varlığını biliyor olsalar da, insanlar bu diğer grupları anlamlandırma zorunluluğunda hissetmeyebilirler kendilerini. Geçmişlerini sadece kendi yerel dünyalarından yola çıkarak anlamlandırmaya geri dönebilirler.

Bir diğer konu da, evrensel anlamlandırmaların tarih boyunca bizim anladığımız şekliyle dünya tarihçiliğine karşılık gelmeyebileceğinin anlaşılması gerektiğidir. Evrensel anlamlandırmaları dayatan koşullar her zaman tüm dünyanın anlamlandırılması şeklinde belirmemiş olabilir. Örneğin üç, dört kent ve yirmi, otuz köyden oluşan bir bölgede karşılıklı fiziksel ilişkilerin yoğunlaşması da, evrensel anlamlandırmaların ortaya çıkmasına yol açacaktır ama bu tüm dünyayı değil, sadece o bölgeyi kapsayacaktır. Bu karşılıklı ilişkiler zamanla daha geniş alanlara yayıldıkça ve bu yayılma evrensel anlamlandırmaların da bu geniş bir alanları kapsayacak şekilde yeniden yapılmalarını dayatacaktır. Bazı durumlarda da tamamen farklı şemalar benimsendiğinden, yapılan anlamlandırmalar sadece belli bir ideolojik dünyayla sınırlı kalabilecek, örneğin farklı din dünyaları ortaya çıkabilecektir. Günümüzdeyse karşılıklı ilişkilerin yoğunluğu yeryüzünün tamamını kapsamaya başlamıştır. Artık tüm dünya denildiğinde gerçekten tüm yeryüzü anlaşılmaya başlanmıştır ama bu da, dikkatli bakılacak olursa, tüm medeni yeryüzüdür. Medeni olmayan yaşam biçimleri, örneğin çeşitli avcı toplayıcı gruplar hâlâ evrensel anlamlandırmaların, yani dünya tarihçiliğinin büyük çapta dışında tutulmaktadır. Bunlara marjinal gruplar olarak bakılmaktadır.

Bugünün dünya tarihçiliğinin temelinde insan kavramı bulunmaktadır. Tüm dünya tarihçiliklerinin veya evrensel anlamlandırmaların temelinde insan kavramının bulunmuş olduğunu varsaymamak gerekiyor. Tüm insanların aynılığına gönderme yapan insan kavramı oldukça yenidir ve hâlâ çok yaygın değildir. Örneğin yerel anlamlandırmaların hemen hemen hiçbiri insan kavramından yola çıkmaz; genellikle aynı etnik gruptan olma (yani ‘kandaşlık’) veya yurttaşlık kavramını temel alırlar. Sadece dünya tarihçiliğinde insan kavramının, bazı durumlarda sorunlu bir şekilde olsa da, anlamlandırmanın asıl aktörü, oyuncusu olduğunu görürüz. Bu nedenle insan kavramının her zaman temel oyuncu olarak düşünüldüğü kanısına kapılmamak gerekiyor. Örneğin Batı Ortaçağının evrensel anlamlandırmalarının, yani tarihlerinin temel oyuncusu o dinin üyesi, yani Müslüman veya Hıristiyan olmuştur. Avrupa’da Aydınlanmacılığın ortaya çıkışıyla birlikte bugün bizim kullandığımıza benzeyen bir insan kavramının evrensel anlamlandırmaların esas oyunculuğunu kapmaya başladığını söyleyebiliriz ama uzun bir süre boyunca bu insan da sadece Batı insanını anlatan bir insan olarak kalmıştır. Biyolojik bir tür anlamında insan fikrine neredeyse son elli yılda ulaşılmıştır. Elbette bunun da sorunsuz bir insan fikri olmadığı söylenebilir. Bu da ilk çıktığı andan bugüne sürekli gelişmiş, ilerlemiş, doğaya karşı mücadele eden, teknoloji ve bilimi sürekli yeni doruklara çıkaran medeni insandır. Muhtemelen hiçbir zaman sorunsuz bir esas oyuncusu olmayacaktır evrensel anlamlandırmaların. Neticede her anlamlandırma anlamlandırılanı bir süreliğine anlamlandıracak statik bir anlatı veya anlatılar peşinde koştuğundan, eninde sonunda birileri, değişen koşulların etkisiyle, bu statik anlatının kusurlu veya sorunlu yanlarına işaret edecek, farklı taleplerde bulunacaktır ama muhtemelen insan bir süreliğine esas oyuncu olarak kalacaktır.

Günümüzde çeşitli evrensel anlamlandırma modelleri vardır. Temelde hepsi aynı evrimci şemadan yola çıkıyorsa da, birkaç tane farklı modelin olduğunu söyleyebiliriz: İnsan merkezci modeller ve insan merkezci olmayan modeller. İnsan merkezci olmayan modeller evrensel anlamlandırma girişimlerinin insandan değil, çok daha geriden başlatan modeller oluyor. Bir kısmı kendisini yeryüzüyle sınırlı tutarken, bir kısmı daha gerilere evrenin oluşumuna kadar gidiyor. Gerçi bu evrensel anlamlandırmalarda da sonuna konunun merkezine insanın yerleştiği iddia edilebilirse de, bazı istisnai çabalarda, özellikle daha ekolojist yaklaşımlarda, sonuna kadar insan merkezci olmayan yaklaşımı görebiliyoruz. Çok daha gerilere giden evrensel anlamlandırmalar genellikle Büyük Tarihler olarak adlandırılıyor. İnsan merkezci tarihlere gelecek olursak, bunların ortak yönü öykülerine insanın yeryüzünde belirmesiyle başlamaları. Burada da karşımıza iki veya hatta üç kategori çıkıyor. Evrim düşüncesini temel almış veya seküler/dünyevi tarihler. Her seküler evrensel anlamlandırmanın, yani tarihin evrim düşüncesini benimsemiş olması gerekmiyor ama bu kategorideki her tarihin seküler, yani dini simge ve anlatıları dışarıda tutuklarını, bunlara gönderme yapmadıklarını kabul etmek gerekiyor. İkinci kategoriyiyse, tahmin edilebileceği gibi, dini tarihler, daha doğru bir tabirle, insanın tarihini onun var olduğu boyutun dışında bir boyuta gönderme yaparak başlatan evrensel anlamlandırmalar oluşturuyor. Birinci ve ikinci kategoriler başlangıç konusunda tam bir uyuşmazlık içinde olsalar da, belli bir noktadan sonra neredeyse aynı öyküyü anlatabilirler. Üçüncü bir kategoriyiyse, artık çok fazla rastlanmayan mitsel evrensel anlamlandırmaların oluşturduğunu söyleyebiliriz. Etkileri her geçen gün biraz daha azalıyorsa da, yeryüzünde hâlâ medeni insanın yaşam tarzından farklı yaşamlar süren insan toplulukları var ve tüm insan topluluklarını kapsamaya çalışan bir bakış açısını savunacaksak, sayıları ve etkileri az da olsa mitsel evrensel anlamlandırmaların da hâlâ var olmaya devam ettiklerini kabul etmemiz gerekiyor.

İnsan merkezci evrensel anlamlandırmaların dünyası esasen insanın dünyasıdır; bu dünya tarihlerinin başlangıcı insanın ortaya çıkışıdır. Eğer bir şekilde dünyanın ortaya çıkılışına da sınırlı bir şekilde değiniliyorsa, bu, insanın çevresi hakkında bilgi vermek içindir. Dolayısıyla dünya tarihi yerine insanlık tarihi teriminin kullanılması daha yerinde olacaktır. Son noktaya gelecek olursak, din referanslı dünya tarihleri bunu yeryüzündeki yaşamın bir gün sona ereceği temel görüşünü anımsatacak şekilde oluşturabilirler. Seküler dünya tarihlerinin son noktası ise insanın ulaşmış olduğu son evredir. Genelde tüm anlatı bu son evreyi gerekçelendirmek içindir. Seküler tarih şimdiden geriye doğru gider ve bunun nedeni, şimdide yaşayan insanın dünyasının gerekçelendirilmesi, anlamlandırması, anlaşılır kılınması isteniyor olmasındandır.

İnsan merkezci dünya tarihçiliği, seküler veya dini, her şeyden önce doğrusal süreç fikri üzerine kurulmuştur. Doğrusal süreç tek seçenek olmak zorunda değildir. Farklı şemalar da vardır. Örneğin zamanın akışı dönemsel şekilde de düşünülebilir. Bu doğrusal süreçte eninde sonunda daha gelişmiş evreye doğru giden insan vardır. Bu sürecin nasıl tanımlandığı, nasıl anlamlandırıldığı konumuz açısından önemli değil. Bir kısım tarihçi doğayı fethetme süreci içinde bir insanlık görebilirken, bir kısmı da hiç bu tür düşüncelere girmeden, gittikçe kalabalıklaşan, gittikçe daha karmaşık yaşam biçimlerine doğru giden bir insanlık görebilir. İçerik ne olursa olsun, sonunda her iki model de aynı şema üzerine kurulmuştur: Gelişmiş bir üst evreye doğru giden bir süreç. Son dönem dünya tarihçilikleri, bazı istisnalar dışında, bu şemaya bağlı modellerdir. Hemen hemen tüm seküler Batı evrensel anlamlandırmalarında geçmiş bu şema çerçevesinde anlamlandırılmaya çalışılır. Her ne kadar bu tek yaklaşım değilse de, bugün medeni dünyada baskın olan geçmişi anlamlandırma şeması temelde budur. Bu şemanın seküler biçimi insanlık tarihini yeryüzünde insan türünün ortaya çıkmasıyla başlatır. Burada artık ilkel olarak adlandırılmayan ama kullanılan şemaya bakıldığında daha az gelişmişliğin gayet açık bir şekilde ima edildiği bir evreye geçilir. Bunun ardından insanın daha gelişmiş bir yaşam şekli olarak yerleşikliğe ve üretim biçimi olarak da tarıma geçtiğini görürüz. Bunun ardından gelense, bugün var olan bilim, sanat, teknoloji, spor vb yaşam alanlarının teker teker ortaya çıkış öyküleridir. İnsanlık sürekli daha “rahat” bir yaşama ve daha “doğru” evrelere geçerek bugüne gelir.

Bu model reddedilebilir mi? Reddedilebilmesi için, şemanın kendisinin reddedilmesi gerekmektedir. Bu ilk bakışta çok zor gelebilir. Çünkü şemanın kendisi de genelde bir gerçekmiş gibi algılanmaktadır. Bu şema günümüz insanlarının çoğu tarafından son derece içselleştirilmiştir. Oysa şemanın kendisinin geçmişten gelen izlerle bir ilgisi yoktur. Şemanın kendisi bir iz değildir; izleri düzenlemek için vardır. Aynı malzeme, yani geçmişten gelen izler, farklı şemalarla farklı şekillerde düzenlenebilir. İzlerin kendileri bir sıfır noktasından, bir başlangıçtan bugüne gelen bir sürekli gelişimin kanıtı değildir. Bu izler belli bir şekilde, yani belli bir şema çerçevesinde sunulduklarından ötürü böyle bir fikir ortaya çıkmaktadır ve bir tarih metni okurken şemaları, modelleri ve geçmişten gelen izleri, yani malzemeyi birbirinden ayırmak gerekmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...