16 Nisan 2009 Perşembe

Yerleşik İnsan (Medeniyet) ve Diğer Canlıların Yaşam Hakkı

Her şeyden önce medeniyet derken bundan yaklaşık on bin yıl önce ortaya çıkmış yerleşikliği ve bununla beraber gelmiş yaşam tarzını kastettiğimi belirteyim. Günümüzde kapitalizmin ulaştığı noktayı da, kabaca, tüketici yerleşiklik olarak tanımlıyorum. Dolayısıyla, meseleye bu dünyayı diğer canlılarla paylaşma açısından baktığımızda, kapitalizmin, yani tüketici yerleşikliğin ciddi bir sorun olduğunu kabul ediyorum ama diğer yandan, on bin yıl önce yeryüzünün tanıştığı insan yerleşikliğinin de ciddi bir sorgulamadan geçmesi gerektiğini ileri sürüyorum. Kontrol edilmeyen ve ehlileştirilmeyen (sanırım ekolojikleştirilmeyen gibi daha uygun bir terim kullanmak gerekiyor) yerleşiklik eninde sonunda bir nüfus soruna yol açmak zorunda.

Fazla nüfus sorununa gelince de, burada da sanırım yeterince net olmadım, ama asıl söylemek istediğim, nüfus kapasitesi, yani nüfus baskısı sorunuydu. Bunun aslında bir rakamı yok. On milyar da bir sorun yaratmayabilir, eğer mevcut kaynaklar bu kadar büyük bir nüfusu, var olan dinamik ekolojik dengelere ciddi zararlar vermeden kaldırabiliyorsa. Ama son veriler, insanların var olan kapasiteyi aştığını gösteriyor (İnternette bazı siteler var bu konuyla ilgili bilgiler veren). Yani kaynaklar nasıl bölüşülürse bölüşülsün, dünyaya borçlanıyoruz. Demek ki, artık adilane bölüşüm bile bu sorunu çözemeyecek. İlk önce bu borçluluğun veya ekolojik açığın kapatılması gerekiyor. Ancak ondan sonra adilane bölüşümün getireceği yararlardan bahsedebiliriz. Ama burada da adilane bölüşüme sadece insanları dahil ettiğimizi belirtmek istiyorum. Oysa eğer dünyanın sunduğu kaynakların daha adilane bir şekilde bölüşülmesinden bahsediyorsak, o zaman bencilliği bırakıp buna diğer canlıları da katmamız gerekiyor. Yani herhangi bir alana yerleşmeye başladığımızda, bu alanı kullanan diğer canlıları da hesaba katmamız gerekiyor. Eğer o alanın sunduğu kaynakları sadece kendi nüfusumuzla bağlantılı olarak dikkate alacak ve buna göre bir nüfus yoğunluğunun veya kapasite sorunun söz konusu olup olmadığını tartışacaksak, bu daha baştan yanlış bir yaklaşım oluyor. Elbette birilerinin canı yanacak ve evrim düşüncesi de bunu söyler: Doğada mükemmel uyum söz konusu değildir ama bu gayri-mükemmellik insanların doğa üzerindeki faşizmine doğru kaymaya başladığında da şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Elbette tüm canlılara adilane bir şekilde yaklaşamayız ama bu dünyayı sadece kendimiz için de kullanamayız.

Diğer yandan, insan yerleşikliğinin sona erdirilmesi de bir çözüm değil. Kişisel olarak ben bunun başarılamayacağını düşünüyorum. Ama tüketici insan yerleşikliğinin, insan teknolojisinin ve modern yaşamın temel ilkelerinin ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor. Dünya yaşamı mümkün kılıyor ve yaşamın sayısız biçimleri var. İnsan bu biçimlerden sadece biri. İnsan pekâlâ medeniyeti, teknolojisi ve gerekli bulduğu türlerle birlikte yaşayabilir; geri kalanların da kökünü kurutabilir. Üstelik küresel iklim değişikliği konusunda da gayet olumlu adımlar atabilir ama diğer yandan ahlaksal bir sorun da var. Diğer canlılardan ahlaklı davranmalarını bekleyemeyiz ama insan olarak böyle bir özelliğimiz varsa, o zaman karar ermemiz gerekiyor: Ahlaksal sorumluluğumuzu hangi çerçevede oluşturacağız. Eğer diğer canlılara da yaşam hakkı tanıyacaksak, bunun birinci koşulu onların da yaşam alanları olması gerektiğini kabul etmek. Bu dünya sadece insanların ulus devletlerine ait olamaz. Diğer canlıların da yaşam alanları olması gerekiyor ve sadece ulusal parklar şeklinde de değil. İnsanların sayısının bu kadar artmış olmasını bu çerçevede düşünmemiz gerekiyor. Dolayısıyla yerleşmek kadar yerleşmemeyi de düşünmeli ve bir ilke olarak kabul etmeliyiz. Teknolojimizi de bu yönde de kullanmaya başlamalıyız. Özellikle aynı ölçeği paylaştığımız canlılar (örneğin bakteriler değil, onlar bizim üzerimizde bile yaşıyor) ciddi bir tehdit altında. Tekrar avcı toplayıcılığa dönemeyeceğimiz ortada ama evlerimizi farklı şekillerde inşa edebilir, tüketici zihniyetimizi dizginlemenin yollarını düşünebiliriz. Dünyanın her köşesine yerleşmek, her yeden arsa almak, her köşesini görmek, her yerinde tatil yapmak, her hayvana dokunmak vb zorunda değiliz. İnsan davranışlarına bazı sınırlar konması gerekiyor. Ve bu dünyada bunu bilinçli bir şekilde yapabilecek tek canlı biziz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...