26 Haziran 2009 Cuma

Tarih Nedir ve Ne Tür Tarihçilik - II

Tarih ve Geçmiş

Tarihin ortaya çıkması için iki şeyin olması gerekir: (1) Gerekçelendirilmesi istenen bir grup, bir durum ve (2) şu andan farklı bir zamanda yer almış veya yer almış olduğu düşünülen olaylar, anılar, izler, tahminler. Birinci unsur bir grup veya beşeri bir ortam olabilir. İkinci unsursa geçmiş veya gelecek olacaktır ama tarih daha çok geçmişin kullanıldığı bir faaliyet türü olarak görülür. Geleceğe yapılan atıflar aslında çok daha azdır ve daha çok ciddiye alınan geçmiştir ama dikkatli bir şekilde bakıldığında, çoğu kez geçmişin nasıl kullanılacağını belirleyen insanların nasıl bir gelecek arzuladığıdır. Ama tarihçilerin yararlandığı asıl kaynak, anlatılarını, analizlerini ve yorumlarını ortaya çıkarmalarını sağlayan malzemenin geldiği asıl yer geçmiştir. Dolayısıyla geçmişin ne olduğunu, geçmiş ile tarih arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu tartışmak gerekmektedir.

İki Farklı Tarihçilik

Son zamanlara kadar tarihçilerin büyük kısmı için tarihle geçmiş arasında bir fark olmamış, tarih geçmişin birebir yansıtılması olarak kabul edilmiştir. Çünkü bu görüşe göre doğru yapıldığı zaman tarih geçmişi olduğu gibi yansıtır. Eğer yansıtmıyorsa, sorun bir şeylerin eksik veya hatalı yapılmış olmasıdır; yani tarihçinin yaptığı işi çok iyi becerememesi, kaynakların eksik veya yetersiz olması veya hiç olmaması, tahrifatların zamanında fark edilememesi gibi nedenler geçmişin eksiksiz bir şekilde aktarılmasını önleyebilir. Görüldüğü gibi burada sorun kuramsal değildir. Bu görüşün kendi içinde farklı bir versiyonu da vardır. Bu yaklaşımı savunan tarihçilere göre mükemmel tarihçilik olamaz. Özellikle bu işi insanların yaptıklarını düşünecek olursak, her tarih araştırmasında eksikler ve aşılamayacak sorunlar olacaktır. Hiçbir zaman mükemmel bir çalışma yapılamaz. Aksi takdirde, eğer tarihçinin kendisinden kaynaklanan olumsuzluklar bir şekilde bertaraf edilebilirse, elbette tarih geçmişi eksiksiz bir şekilde aktaracaktır ama bu hiçbir zaman yapılamaz. Burada da sorunun tarihin yapısından kaynaklandığı düşünülmemektedir. Tarihin aktardığı geçmiş eksiktir ama bunun sebebi tarihçidir.

Son zamanlarda, özellikle post modern düşüncenin yönelttiği eleştirilerin sonucunda farklı bir yaklaşım daha belirmiştir. Bu yaklaşıma göre, geçmişin birebir bir şekilde aktarılması anlamında bir mükemmel tarihçilik elbette mümkün değildir ama bunun nedeni pratiğe dair eksiklikler veya yetersizlikler değil, tarih yazımının tarihçiye, yani insana bağlı olmasıdır. Tarih insandan bağımsız şekilde var olan bir geçmişin yansıması değil, tarihçinin öznelliğinin ürünüdür. Bu itiraza göre sorun tarihçiden değil, tarihin yapısından kaynaklanmaktadır.
Görüldüğü gibi, tarihçileri iki kampa ayıran bu görüşler arasındaki temel farklılık, geçmişin ve dolayısıyla tarihin tarihçiden, yani insandan bağımsız, insanın dışında var olup olmadığına gelip dayanmaktadır.


Tarih: Aracılı Aktarma

Tarih üzerine düşünmeye başladığımızda karşımıza şöyle bir ilişki çıkacaktır:


Geçmiş --> Geçmişi aktaran --> Geçmişin aktarıldığı grup (Tarih)


İlk önce burada gösterilen sürecin nasıl işlediğine bakalım. İki şeyin söz konusu olduğunu görüyoruz: (1) Bir aktarma vardır ve (2) bu bir aracılı aktarmadır. Bireylerin teker teker kendi başlarına ulaşabilecekleri bir şey değildir geçmiş. Geçmişi birilerinin veya bir şeylerin bireylere aktarmaları gerekmektedir. Bu aktarıcı bazı durumlarda “o günleri” yaşamış olanlardır, bazı durumlarda da geçmişten gelen izleri yorumlayanlardır. Kişisel geçmişler söz konusu olduğunda da, bu aktarıcı bireyin kendi belleği, bu bellekte birikmiş, toplanmış veya seçilmiş anılardır. Neticede her zaman bir aracı vardır; geçmiş aracısız aktarılamaz. Bilfiil yaşadığımız anlar bile, bize o anlardan belleğimizde kalmış anılar şeklinde ve çoğu kez de parça parça ulaşır, anımsanır. Bunu herkesin bildiğini kabul edebiliriz. Bilinmeyen veya üzerinde fazla durulmayan ya da geçiştirilen konu, aracılı bir sürecin her zaman bir şeylerin yanlış, eksik veya farklı aktarılabileceği ihtimalini de beraberinde getirmesidir. Aslında bunun aracılı olsun olmasın bir şeylerin aktarıldığı her sürecin parçası olduğu da ileri sürülebilir. Mükemmel aktarım elbette mümkündür ama bu bir ihtimal şeklinde düşünülmelidir. Tek bir cümlenin veya üzerinden çok az zaman geçmiş bir bilginin doğru bir şekilde aktarılması ihtimali gayet yüksek ve hatta mükemmel olabilirken, cümle sayısı veya süre arttıkça bu ihtimal süratle düşmektedir. Yazılı kaynaklara verilen önem de bu yüzdendir. Bir kez yazıldıktan sonra değişmeleri mümkün değildir ama bazı yazılı kaynakların defalarca kopyalananlarını dikkate alacak olursak, tekrar aynı sorunla karşılaşmış oluruz. Sonuç olarak bir aktarma sürecinde her zaman bir şeylerin eksik aktarılabileceğini ve dolayısıyla kaybolacağını hesaba katmamız gerekmektedir.

Şu ana kadar daha çok hatalardan bahsettik ama aktarma süreçleri sadece farkında olmadan yapılan hatalardan ibaret değildir. Bazı kayıplar bilerek gerçekleştirilen eylemlerin sonucudur. Aktarıcılar bazı bilgileri kasten aktarmaz, ya dinleyicilerin duymak istediklerini ya da kendilerinin özellikle duyurmak istediklerini aktarırlar. Dolayısıyla bir aktarma sürecinde ortaya çıkan kaybın iki kaynağı olabilir: Sürecin kendisinin neden olduğu hata ve eksikliklerden kaynaklanan kayıp ve aktarıcıların bilerek ortadan kaldırdıkları bilgiden oluşan kayıp. İkinci durumda karşımıza, kayıpla birlikte seçim de çıkmaktadır. Bilerek ortadan kaldırılan bilgi aynı zamanda neyin aktarılacağına veya aktarılması gerektiğine dair yapılmış bir seçimdir de. Birinci durum sürecin neden olduğu eksikliklerin, engellerin veya aktarıcının doğal yetersizliğinin (unutmasının) veya beceriksizliğinin sonucudur ama ikinci durumda bir müdahale söz konusudur; mevcut bilgi bilerek değiştirilir veya değişmesi sağlanır. Tarihçinin tarafsız olması gerektiği tartışması doğrudan ikinci durumla ilgilidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...