11 Haziran 2009 Perşembe

Hz. İsa ve Hıristiyanlığın Doğuşu

Hıristiyanlık ne zaman ortaya çıkmıştır? İsa kendi öğretisini savunmaya ve yaymaya başladığında mı, yoksa Pavlus İsa’nın öğretisini yaymaya başladığında mı? Pavlus’un savunduğu İsa’nın öğretisi miydi, yoksa İsa’nın kendisine göre biçimlendirdiği öğretisi miydi? Bu soruları yanıtlamak ne yazık ki çok kolay değil.

Burada temel zorluk İsa’nın yazılı hiçbir şey bırakmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Pavlus çok şey yazmıştır ama Pavlus’un anlattığı İsa’nın gerçekten yaşamış İsa olduğunu anlayabilmemiz için İsa’nın ne söylediğini bilmemiz gerekmektedir. Bunu da doğrudan İsa’nın yazmış olduğu belgeler veya yazılar aracılığıyla yapmamız mümkün değildir. En fazla Yeni Ahit’e gönderme yapabiliriz. Yeni Ahit, İsa deneyimini anlatan dört farklı kitaptan oluşur ve İsa’nın söylediklerine ulaşabilmemizin başka bir yolu yoktur. Onu bize havarileri veya bu dönemde yaşamış Pavlus gibi kişiler anlatmaktadır. Her ne kadar kendisi İsa’nın doğrudan havarisi değildiyse de, Pavlus da bir havari olarak kabul edilir. Neticede Hıristiyanlık ne zaman başlamıştır sorusunu, en azından İsa’nın kendisine gönderme yaparak yanıtlamak mümkün değildir.

Bununla beraber İsa’nın Yahudi dünyasında ortaya çıktığını ve kendisinin de bir Yahudi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İsa’nın yapmaya çalıştığı ne yeni bir din yaratmak ne de Tanrı’ya ibadet etmenin yeni bir biçimini yaratmaktır. Bunu havarilerinin Yahudi ayinlerini sürdürmüş ve Hıristiyanlığı Yahudi geçmişinden yola çıkarak anlamlandırmış olmalarından da anlıyoruz. İsa, Yahudiliğin ulaşmış olduğu konumdan memnun değildir. Bir Yahudi’dir ama Yahudiliğin ilkelerinin çiğnendiğini düşünmektedir. Tanrı’ya ulaşmanın yolunun Yahudi din adamlarının ileri sürüldüğü biçimde olmaması gerektiğini düşünmekte ve bunun propagandasını yapmaktadır. Bunun tam olarak ne olduğunu yukarıda sıralanmış nedenlerden ötürü hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama İsa’nın bir şeyleri değiştirmek istediği ve kendisini buna adamış olduğu kesindir.

Demek ki İsa açısından baktığımızda söz konusu olan bir Yahudi mezhebidir. Henüz evrensel düzeyde yeni bir din yoktur ve muhtemelen İsa hiçbir zaman böyle bir sorun kavramlaştırmamıştı. Onun için önemli olan, Yahudiliği olması gereken biçime geri getirmekti.

İsa’nın ölümünün ardından bu mezhep içinde iki farklı gelişmenin ortaya çıktığını görüyoruz. İsacılar olarak adlandırılan bir Yahudi grubu vardır. Bu grup Kudüs’tedir ve liderliğini İsa’nın kardeşi Yakup, Petrus ve Yuhanna üstlenmiştir. Bir süre sonra Tarsuslu Pavlus’un liderlerinden biri olacak Kudüs dışı ve daha ziyade gayri Yahudi kesimleri temsil edecek bir grup ortaya çıkacaktır. Zamanla Yahudi olmayanların da Yahudiliği seçmesi İsacı Yahudiler arasında Yahudi olmayanlardan oluşan bir grup ortaya çıkarmıştır. Pavlus Yahudi’dir ama İsacılığın Yahudi olmayanları da kapsayacak şekilde genişletilmesini, Yahudiliğin sünnet gibi bazı uygulamalarından vazgeçilmesini savunmaktadır. Burada temel sorun İsacı olmayı seçmiş kişilerin kendi polisleriyle sinagog arasında kalmış olmalarıdır. İsacı olmak için polisin festivallerini ve diğer çoktanrıcı uygulamaları reddetmek gerekmektedir. Diğer yandan Yahudi olmadıkları için hâlâ Yahudi ayin ve uygulamalarını izleyen İsacı gerçek Yahudiler tarafından reddedilmektedirler. İsacı gerçek Yahudilerin başını çeken Yuhanna’nın geliştirdiği formül bu kişileri Tanrıdan Korkanlar olarak adlandırmak ve asıl Yahudi İsacılardan ayırmaktır. Bu sorun zamanla Yahudi olmayanların lehine çözülecek, Yuhanna’nın temsil ettiği grup zamanla yok olup gidecektir.

Yuhanna’nın temsil ettiği bu grupla birlikte gerçek (tarihsel) İsacılık da yok olmuş olmuyor muydu? İsa’nın Yahudi olmayanlar hakkında neler düşündüğünü bilmiyoruz ama eğer Yahudi olmayanların da İsacı olabileceklerini ve bunu Yahudi olanlarla eşit düzeyde yapabileceklerini savunmuşsa da, bunu havarilerine başarılı bir şekilde aktarmadığını biliyoruz. Bu fikir daha sonra, yani İsacılık Yahudi olmayanlar arasında hızla yayılmaya başladığında ortaya çıkmış görünüyor. Ve bir kez çıktığında da Pavlus tarafından hem tam anlamıyla evrensel bir dine dönüştürülür hem de bu dönüşüm sırasında İsa yeni bir biçim alır.

Pavlus için önemli olan İsa’nın tarihsel kişiliği ve yaşamı değil, onun mesajıdır, neyi açığa çıkardığıdır. Mesajcının kendisiyle değil, mesajla ilgilenmektedir ve zaten İsa onun elinde bir mesaja dönüşür. Bu dönüşümün tam olarak ne zaman gerçekleştiği, ilk andan itibaren olup olmadığı üzerine tartışmalar hâlâ sürüyorsa da, kesin olan şey İsa’nın bir noktada mesaja dönüştüğüdür: Yani İsa’nın kendisi Tanrı’nın mesajıdır. Bu gelişimin büyük çapta Pavlus’un müdahalesinden dolayı gerçekleştiği ileri sürülmektedir. Bu noktada Yahudilik dışı etkilerin rolünü hesaba katmak gerekmektedir. Her ne kadar Pavlus bir Yahudiyse de aynı zamanda Tarsus’ludur da. Kentinde ve daha sonra Anadolu’nun diğer bölgelerindeki gezilerinde dönemin çeşitli dini anlayış ve akımlarından etkilenmiş olması çok olasıdır, ki Pavlus’un yarattığı İsa fikrinde Helenistik düşüncesinin etkileri açık bir şekilde görülmektedir. İsa’nın bedel ödeyen bir kurtarıcı olarak gelmesi, göğe yükselmesi ve sonunda gökteki babasının, Tanrı’nın yanına dönmesi ve benzeri temalar sadece Yahudiliğe ait temalar değildir. Üstelik bu temaların Yahudiliğin içine girmesi Helenistik akımların etkisi olarak bile gözükebilir ama Yahudi olmayanların giderek artan sayıda İsacı olmaya başlaması, İsacı Yahudiliğin bu kişilerin yanlarında getirdikleri akımlardan etkilenmesine yol açmış olması mümkündür. Neticede Pavlus’un Hıristiyanlığı da Helenistik dönemin yerelden evrensele taşınan güç sorunuyla karşı karşıya kalmak zorundaydı. Arasında katmaya çalıştığı insanlar bu tür bir yabancılaşma sürecine tabi kişilerden oluşacaktı ki zaten Hıristiyanlığın bir evrensel dine dönüşmüş olması da bu sorunun çözülmeye çalışıldığını gösteriyor. Yahudilik daha düzenli ve cemaatçi bir din olarak insanların ilgisini zaten çekiyordu. Pavlus’un bunu bir adım ileriye taşıyarak evrensel bir yapıya dönüştürmesi, Hıristiyanlığı çok daha cazip kılmış olabilir: Bir yanda Yahudilikten gelen ve insanları çeken cemaatçi yapı ve diğer yanda da evrensel güç sorununun bu yapıyı evrensel boyuta taşıyarak çözülmesi.

Hıristiyanlığın bu andan itibaren hızla yayılmaya başladığını görüyoruz. MS 45–51 tarihleri arasında gerçekleşmiş Apostolik Konsil Pavlus’un bakış açısının kabulünü getirecektir. Bu dönemden itibaren Kudüs Yahudi İsacılarla Pavlus da gayri Yahudi İsacılarla ilgilenecektir. MS 70 tarihinden itibarense bu iki grup tam anlamıyla birbirinden ayrılmaya başlar. 2. ve 3. yüzyıllar Hıristiyanlığın Yahudilikten tam anlamıyla koptuğu dönemdir. Bu dönemde Hıristiyanlık çeşitlilik sunan bir yapıdadır. Çeşitli küçük mezheplerden veya mezhebimsi gruplardan oluşmaktadır. Yeni Ahit’in dört kitabının ve Pavlus’un mektuplarının otoriter bir konuma yerleştirilmesi de bu dönemde gerçekleşir.

Hıristiyanlığı bugünkü konumuna ulaştıran son büyük değişiklik de Roma İmparatorluğu’nun devreye girmesi ve bu yeni inancı ilk önce yasal inanç düzeyine yükseltmesi (313 Milano Fermanı; Konstantin) ve daha sonra da devlet dini (381; Theodisius) yapmasıdır. O ana kadar uzlaşmacı bir yapıda olan e uzun tartışmalar sonunda biçimlenen Hıristiyanlık, bu noktadan itibaren yaptırım gücü olan bir dine dönüşür. Roma Hıristiyanlıkta kendisine uygun evrensel inancı bulurken, Hıristiyanlık da Roma’da onu tek inanç haline getirecek gücü bulur.

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...