10 Ocak 2013 Perşembe

Karyalılar ve Dünyanın Yedi Harikasından Mozole (Mausoleion) Üzerinden Anadolu Milliyetçiliği







“Karyalılar Helen değildir. Anadolu'nun gerçek sahipleridir. Aynı biz Türkler gibi. Ayrıca Karyalıların önemli bir kısmı Anadolu'da kaybolmuşlardır yani bizimle karışmışlardır. Savaşçıdırlar. Müthiş Savaş hikayeleri vardır.”
Bunu bir doğa sporları kulübünün sitesinde okudum.

Her şeyden önce şu sahip olma fikri beni artık epey yormaya başladı. Nedir bu sahip olma takıntısı? Ama tabii burada bitmiyor. Bir de gerçek sahipler denen bir şey var. 

Buraya kadar tamam diyelim. Karyalılar gerçek sahipleri. Onlardan sonra gelmiş olduğu varsayılan (ki bunun doğru olduğu kabul edilebilir) Helenlerse, bu nedenle gerçek sahip değiller. Herhalde işgalci falan oluyorlar. Ama Helenlerden sonra bu topraklara geldiği aşikâr Türkler gerçek sahipleri. Nasıl oluyor bu? Çünkü Karyalıların önemli bir kısmı Anadolu’da kaybolmuş (Anadolu’ya dağılmamışlar, kaybolmuşlar) ve “bizimle”, yani bu yazıdan anlaşıldığı kadarıyla Türklerle kaynaşmışlar. Türkler de bu karışmadan ötürü (artık kız mı aldılar ya da verdiler, bilmiyoruz; gerçi erkek de olabilir, pek belli değil, ama erkek egemen olduğumuzdan muhtemelen birincisi) buranın gerçek sahipleri olmuş. Yoksa onlar da işgalci olacaktı herhalde. Karıştıkları Karyalıları diğerlerinden nasıl ayırmışlar merak ettim.

Ve tabii savaşçıymışlar. Aksi düşünülemez zaten.

Şimdi her şeyden önce, yukarıda da belirttiğim gibi, sahiplik nasıl oluyor sorusu var. Garip bir kavram bu. Karyalılar niye sahibi bu toprakların ve sadece Anadolu’nun güneybatısında yaşadıkları düşünülürse, neden tüm Anadolu’nun sahibiler? Örneğin neden Trabzon’un veya Van’ın veya Kastamonu’nun sahibi oluyorlar? Çünkü tüm Anadolu’ya dağılmışlar.

Orta Asya’dan tüm dünyaya dağılmanın ufak bir versiyonu; artık alıştık ya bu temaya her yere uygulayalım. Başın sıkıştı mı göç ettir. Dağıt gitsin ve senin olsun. Dağılıyorlar ve yaklaşık bin beş yüz yıl sonra Türklerle karışıyorlar. Arada ne oldu, kimler geldi geçti? Teferruat.

Bu arada Helenler işgalci. Persler, onlar da işgalci. Romalılar gelmişse, eh onlar da bir parça gelmiş, yaaz, işgalci. Keltler falan, hayatta olmaz, zaten ne biçim isim o, işgalci. Karyalılar ve Türkler, tarihi çözdük. Bu ikisi yeter. Gerisi fasa fiso. Homer, Hereodot bizden. Thales, Anaximenes, Heraclitus, hepsi bizden. Mausolos … bizden. Mozole, yani Mausoleion, yedi harikadan biri … Anadolu’nun, yani “bizim”. Yapımında çalışmış heykeltıraşlar, onlar önemli değil. Ya tasarımı yapmış mimarlar, karıştırma orasını.

Bizim, bizim … sahibiyiz de sahibiyiz. İngiltere’den istiyoruz da istiyoruz. Ama diyelim aldık geriye. Herhangi bir atıfta bulunacak mıyız o Helenlere, bu dünyanın yedi harikasından birini dünyaya ve insanlığa armağan etmiş Helenlere. Neden ki? Paralarını almadılar mı? Parasıyla değil mi? Siparişi Karyalılar vermedi mi? Anadolu’nun gerçek sahipleri ve dolayısıyla da Türkler. O zaman bizim. Ama hayır, o üç sanatçı, o üç heykeltıraş, o üç Helen (birini çıkartıyoruz, Karyalı ya), Mausolos’un anıt bitmeden ölmesi sebebiyle duran inşaatı kendi çabalarıyla bitirmiyorlar mı, her şeye rağmen çalışmaya devam kararı almıyorlar mı?. Karyalılar değil, bin beş yüz yıl sonra Anadolu’da belirecek Türkler de değil. Bildiğin Helenler. Hani şu “gerçek sahibi” olmayanlar.

Dolayısıyla, şöyle bir soru beliriyor. “Benim topraklarımda olması gereken” bu anıt (gerçi ortada çok bir şey de kalmamış) Türkiye’ye iade edildikten sonra, bu Helenler’in değeri kabul edilecek mi? Altına kocaman puntolarla bu eseri ortaya çıkaran kişilerin arasında Helenler, yani Yunanlıların olduğu da yazılacak mı? Tarihsel verilere göre yazılması gereken bu. Muhtemelen hayır. Sadece isimleri yazılacaktır. Helen oldukları belirtilmeden. Çünkü Helenler işgalci. Anadolu’nun gerçek sahipleri değiller.

Helen düşmanlığı sürüyor. Bugün bile ve bu derece komik bir şekilde. Karyalılar alet edilerek. Ortada değiller ya, istediğini yakıştır. Seslerini çıkartmaları mümkün değil. Cevat Şakir, namı-ı diğer Halikarnas Balıkçısı’nın ayırımcı mitolojisine tam yol devam. Erken Cumhuriyet dönemi aydınlarının Yunan düşmanlığı antikçağı da atlamıyor. Tüm izler yok edilecek, gerekirse inkâr edilecek. Ama dünyanın yedi harikasından biri Mozole’yi yapmışlar. Ne Karyalılar ne de onların karışmış olduğu Türkler. Helen mimarlar Satyros ve Pythius ve Helen heykeltıraşlar Leochares, Scopas ve Timotheus. O nasıl silinecek? Bir de “gerçek sahipleri” olsalarmış Anadolu’nun neler yapacaklardı acaba?

Neticede ne Helen, ne Karyalı ne de Türk edebiyatı yapmaya gerek var. Kişilerin adları ve bir parça öz geçmişleri yeterli olmalı. Etnik milliyetçilik pek fazla antikçağın olayı değilmiş. Zaten Helen sanatçıların bu anıtın yapımında çalışmış, onu yapmış olmaları aralarında bu türden husumetler olmadığına işaret ediyor. Bu maalesef bizim olayımız, sorunumuz. Amaç tarihte çok seslilik, çok kültürlülük mü, yoksa aynı milliyetçi tarihçiliği sürdürecek miyiz? Bugün tamamen yok olmuş Karyalıları bu toprakların tarihinin bir parçası yapmak, yapar gibi davranmak tam anlamıyla tarihte çoğulculuk, çok kültürlülük olmuyor. Mozole’nin altına bu eşsiz anıtın ortaya çıkmasında Karya satrapı Mausolos ve kız kardeşi Artemis kadar, Karyalı Bryaxis’le birlikte antikçağın Helen sanatçılarının da, son derece büyük katkısı var, biz bugünün Türkleri bu mirası devraldık diye veya benzer bir şeyler yazabiliyor musun? İşte o zaman bir adım atılmış olur. Aksi takdirde, bu tür çarpık milliyetçi bir zihniyetle sahiplik ve “bizim” söylemine girildiğinde, pek farklı bir yanıt alınmayacak ve bu zihniyeti paylaşan kişiler sadece kendilerini kandırıyor olacaktır...

Timuçin Binder


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...