2 Ocak 2012 Pazartesi

Herkes Akraba Ama Herkes Akraba Değil

Genetik akrabalık ve bunun toplumsal ilişkilere yansıma(ma)sı

Genetik akrabalık ve İnsanın akrabalık ilişkileri, bunun ne anlama geldiği üzerine şöyle bir soru takıldı kafama. Herhangi bir bireyin doğması için iki kişi olması gerektiğini biliyoruz. Böylece örneğin benden bir nesil önce genetik açıdan benimle akraba (şimdilik kardeşleri dışarıda tutuyorum) 2 kişi yaşıyordu. Aynı şekilde bunların bir nesil öncesine gidersek, bu kişilerin doğması için de 4 kişinin olması gerekiyor. Dolayısıyla benden iki nesil önce bana genetik açıdan akraba olan kişilerin sayısı 4’e yükseliyor. Devam edip bir nesil öncesine gidersek, bunların doğumuna sebep olmuş 8 kişi bulunmaktadır ve bu benim üç nesil önceki genetik akrabalarımın sayısını 8 kişi yapar.  Bu şekilde devam ettiğimiz takdirde dört nesil önce 16, beş nesil önce 32, altı nesil önce 64 kişinin olduğunu görürüz. Yani eğer her yüzyıla dört nesli sığdırdığımızı varsayarsak, benim doğduğum tarihten bir yüzyıl önce bu dünyada benim doğumuma sebep olacak 16 kişi yaşıyordu.


Bu süreci 2n şeklinde formülleştirebiliriz. Burada n nesil sayısı oluyor. Eğer her yüzyılda dört kuşak olduğunu varsayarsak, üç yüzyıl önce benim doğumuma sebep olacak 212 , yani 4096 kişinin yaşamış olması gerekiyor. Yok eğer her yüzyılda üç kuşak olduğunu varsayarsak, bu rakam 29 , yani 512 oluyor. Muazzam bir rakam ama iki bin yıl öncesi için çıkarttığımız rakamla karşılaştırdığımızda hiç bir şey. Bir yüzyılda üç kuşak varsayımına göre hesapladığımda, iki bin yıl önceki genetik akrabalarımın sayısı, yani iki bin yıl sonra benim doğumuma sebep olacak kişilerin sayısı 260, yani 1.15 x 1018 oluyor. Muazzamın ötesinde bir rakam ve de inandırıcı değil. Çünkü İsa’nın doğumundan hemen önce bu kadar akrabamın yaşıyor olması, bu rakam dünyanın bugünkü nüfusunu kat kat aştığından mümkün değil. Bir yerde bir hata var ama nerede?

Aslında matematiksel olarak bir hata yok. Formül ve dolayısıyla da çıkan sonuç doğrular. Ama biraz düşündüğümüzde ilk varsayımımızda bir sorun olduğunu görüyoruz. Kardeşleri dışarıda tutmuştum. Oysa kardeşler var ve dolayısıyla da kardeş çocukları. Yani ben üç yüz yıl önce 512 kişi yaşıyordu derken aslında rakam çok daha ufak. Çünkü muhtemelen kardeş çocukları veya torunları ya da torunların çocukları ve onların çocukları tekrar karşılaşıp evleniyor ve çocuk sahibi oluyorlar. Başka türlü bir açıklama getirmek mümkün değil. Bunu hesaba kattığımızda, bu yukarıdaki muazzam rakamı düşürmek için epey bir kardeş çocuk, torun ve torunun torunu ilişkisi olması gerektiğini görüyoruz. Bunun hesabını tam olarak nasıl yapabilirim bilmiyorum ama açıkçası şu anda pek de gerekli değil.

Şimdi gelelim bundan ne tür sonuçlar çıkartabileceğimize? Her şeyden önce akrabalık ilişkileri açısından epey yoğun bir dünyanın söz konusu olduğunu görüyoruz. Herhangi bir köyü ele aldığımızda (bunun modern dönem öncesi bir köy olduğunu varsayalım), dışarıdan insan gelmediği sürece bu köy, nasıl başlamış olursa olsun, bir süre sonra herkesin birbiriyle akraba olduğu bir köye dönüşmek zorunda. Zaten başka türlü de olmaz. Ancak ulaşım ve iletişimin çok geliştiği ve bir sonraki evliliğin kesinlikle sürecin dışından birisiyle olmasının şart koşulduğu bir durumda bunun aksi olabilir. Aksi takdirde, yani adayların en fazla elli, zorlayalım yüz kilometre çapında bir alandan geldiğini varsayarsak, zaman içinde herkesin birbiriyle (en azından genetik açıdan) akraba olması kaçınılmaz.

Bununla beraber, şöyle ilginç bir durum da mevcut. Her ne kadar birçok insan aslında birbiriyle genetik açıdan akrabaysa da, bunun toplumsal ilişkilere yansıması son derece sınırlı. Çünkü birkaç nesil içinde bu akrabalık ilişkilerinin büyük kısmı unutulmaktadır. Ancak kabile, aşiret ve benzeri gibi daha yapısal ilişkilerin içine girildiğinde bu akrabalık ilişkileri, her ne kadar belleklerden silinseler de, aşiret üyeliği şeklinde bir yere kadar muhafaza edilmektedir. Aksi takdirde, en fazla beş, zorlarsak altı, yedi nesil sonra bu ilişkiler hatırlanamamaktadır ki, çocuk sayıları da hesaba katıldığında bu, insan hafızasının bu konuyla ilgili sınırlarından ötürü gayet normal bir sonuçtur. İnsan bu kadar ilişkiyi hatırlayamaz ve buna gerek de yoktur çoğu kez. Yani bir yandan süratli bir genetik yakınlaşma söz konusudur, diğer yandan da bu genetik akrabalıkların unutulmasını sağlayan toplumsal bir süreç vardır.

Genetik akrabalığın artışı dışında kanımca başka bir önemli konu da kültürel, daha doğrusu zihniyetseldir. Bu düzeyde de neticede bir tür yerel doğal ayıklanma süreçlerinin çalıştığını düşünebiliriz. Bazı özellikler daha fazla öne çıkabilir ve bu bazı özelliklerin yoğunlaşması da bazı kültürel kalıpların belli biçimlerde kemikleşmesine yol açabilir. Bu da karşılığında belli özelliklerin daha fazla seçilmesine yol açabilir. Göç olaylarının olmadığı durumlarda bu süreç sürekli güçlenerek sürecektir. Bu açıdan bakıldığında göçler veya birilerinin gelip bir yerleri dağıtması o kadar da olumsuz bir durum değil gibi gözüküyor. Modern çağ da bu açıdan bakıldığında olumlu bir gelişme, her ne kadar o güzel eskiyi yok eden olumsuz bir gelişme olarak görülse de.

Sonuç olarak tamamen matematiksel bir açıdan, basit bir deneyden yaklaştığımızda, çevremizde aynı soydan geldiğimiz epey insan olması gerekiyor. Çoğumuz yüzlerce yıl öncesinden akrabayız. Nitekim yörelerin fiziksel ve kültürel açıdan birbirlerinden zaman içinde farklılaşmalarının nedeni de bu olsa gerek. Eğer tarımın başlangıcından önce dünya nüfusu muhtemelen 15 milyonu geçmediyse, bugünün bu kalabalık dünyasının kökeni de haliyle bu 15 milyondur.[1] Ölümleri, salgınları ve benzeri doğal ve insan ürünü felaketleri de hesaba kattığımızda bu rakam biraz daha düşmelidir. Bu rakamın çeşitli bölgelere dağıldığını ve bu bölgelerde insanların uzun süre birbirlerinden uzak yaşadıklarını hesaba kattığımızda, bu genetik akrabalık ilişkisinin çok daha yoğun olduğu anlaşılacaktır. Ama bu fiziksel yakınlaşmanın toplumsal ilişkiler açısından fazla bir anlamı da yok. Çünkü insan bir süre sonra akrabalarının bir kısmını unutmaya başlıyor, çıkar ilişkileri akrabaları birbirinden uzaklaştırıyor, unutulmaları hızlandırıyor (bir yerde herkesin sonuçta birbiriyle akraba olması bu süreci daha da hızlandırıyor) ama geri dönüp bu unutulan akrabalardan, sanki yabancı bir aileymişler gibi kız veya oğlan alınabiliyor. Tabii rakamların sürekli belli bir düzeyde kaldığı durumlarda, belli ayrımlar (sınıfsal, ırksal, vb) özendirilmiyorsa tam bir unutma hiçbir zaman söz konusu olmayabilir. Konuyu burada noktalayacaksak, neticede insanların birbirlerini farklılaştırarak uzaklaştırmasının daha ziyade insan ürünü olduğunu söylemek gerekiyor.


[1] Tellier, Luc-Normand, Urban World History, An Economic and Geographical Perspective, s.26.

3 yorum:

  1. Genom Türk ırkı yoktur mu diyor yoksa Fransız ırkı nasıl yoksa Türk ırkı da olamaz mı diyor?


    Yani Türk ırkı yok da,örneğin Yunan ırkı var mı,Rum ırkı var mı,İbrani ırkı var mı,Acem ırkı var mı,Rumen ırkı var mı,Macar ırkı var mı,Fransız ırkı var mı,Alman ırkı var mı,Sırp ırkı var mı,ne bileyim İngiliz ırkı var mı demek istiyor?


    Yoksa Genom araştırmalarının asıl sonucu ırk denen şeyin-ki buna etnisite demek daha doğru olur-veya ulusların kökeninin sanılanın aksine tek bir gruptan oluşmadığı,çeşitlilik gösterdiği mi?Yani etnik kökenin çeşitli öğelerden meydana gelmekle beraber dil ve kültür birliği potasında yoğurularak ya da evlilikler yoluyla kaynaşarak matematiksel bir bütün oluşturduğu mu?Çünkü ben bunu anlıyorum.


    Ki sizde genomun etnik köken tespit edemeyeceğini söylemiştiniz.Filancı halkın geni şudur diye birşey yok demiştiniz,yanlış hatırlamıyorsam.


    Yine Genom Türk ırkı diye bir ırk Anadolu'da aslında yaşamıyor;ama Orta Asya'da el değmemiş Türkler'in varlığından mı bahsediyor?(!)

    Genom Türkiye'nin de dahil olduğu Ortadoğu'da genetik çeşitliliğin diğer coğrafyalara göre daha fazla olduğunu söylüyor.Örneğin;İngiliz toplumuyla Türk toplumu karşılaştırıldığında genetik çeşitlilik Türkler'de kesinlikle daha fazla.Ama İsveçliler ile İngiliz toplumu karşılaştırıldığında bu kez İngilizler'de,genetik çeşitlilik daha fazla oluyor.Buna karşın İsveçliler'de ise bu çok çok az.Bir de bu çalışmalar Türkler Avrupa'nın en karışığı diye duyuruluyor.Türkler en karışı ise Türkler'den sonra kim geliyor?Rumenler'de,Macarlar'da,Fransızlar'da,balkanlarda durum nedir?Bu yok.


    Meseleyi Türkleşmiş Rum ve Ermeniler'e getirmenin doğru olmadığını,çünkü Rum ve Ermeniler'in de,Rum ile Ermeni olmadan önce başka dilleri,başka inançları ve başka kimlikleri olduğunu siz yazmıştınız.Nedir onlar?Hititler,Lidyalılar,Frigyalılar,Urartular vb. gibi.Hellenler'in torunları olan Yunanlar ile bunlar aynı kökenden mi geliyor peki?Hayır.Yunanlar'da genetik çeşitlilik ne alemde?Taa 1830'larda Yunan halkının o eski Hellen halkının kanından çok yabancı kanı vardır diyen avrupalı tarihçiler vardı.

    Bu arada kültür denilen şey çok da dinden ve dilden bağımsız değil sanki.Haksız mıyım?

    YanıtlaSil
  2. Merhaba,

    Mesajınıza yanıtım yorum sınırlarını aşınca bir yazı olarak bloga koydum. İyi günler...
    http://tarihdeniz.blogspot.com/2012/01/genler-mesafe-temas-iletisim-etnisite.html

    YanıtlaSil
  3. DNA testimin sonucunda HV çıkmış olmam soy kökenimi asya ya değil de avrupaya götürüyor sanırım değil mi aslında mutasyonları da vermişler ama bir şey anlamadım

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...