8 Mayıs 2010 Cumartesi

Türkçe, Türklük ve Türkler

Kısa (veya uzun bilemeyeceğim) bir aradan sonra tekrar merhaba. Özel meseleler bir süre meşgul tuttu beni. Bir de sanırım bir süre hiçbir şey yazmak istemedim. Neyse.

Yine Türklük, Türkçe ve Türk kavramlarıyla ilgili yoğun bir yorum trafiği olmuş. Sayın Adsız şöyle diyor. “Çuvaşlar Pre-Turkic” konuşmuş olabilir ama bu Türk olduklarını göstermez diyor  Viking olduklarını mı gösterir?” Biraz demagoji yapmış Adsız.

Şöyle yazmışım: “Çuvaşlar ilk Türkçeyi konuşmuş ve hâlâ konuşuyor olabilir. Ama bu onların Türk olduklarını göstermiyor. Sanırım bu ayrımı kavramak epey zor geliyor. Bir dili konuşmak, bu dili adlandırmak ve bu dille bir toplumsal/siyasi/kültürel kimlik arasında ilişki kurmak birbirinden farklı süreçler. Birinin varlığını tespit etmemiz veya bir yerde bir dilin konuşuluyor olduğunu saptamamız diğer iki sürecin de çözüldüğü anlamına gelmiyor.”

Evet, bu ayrımı anlamak zor geliyor çoğumuz için. Adsız’ın cevabıyla bunu bir kez daha görmüş olduk. Türkçeye dair bazı izler yakaladığımızda otomatikman Türklüğe dair de bazı izler yakaladığımızı düşünüyoruz. Bir türlü bu ikisini birbirinden ayıramıyoruz ya da ayrılabileceklerini düşünemiyoruz.

Adsız, “anlayamadığımız” meselenin Türkün bir etnik ad değil, 700’lü yıllarda ortaya çıkmış ve zamanla bir özel ada dönüşmüş bir sıfat olduğunu söylüyor.

Adsızın argümanı ilginç ama tamamen inandırıcı değil; en azından bu haliyle. Bu sıfat olduğunu ileri sürdüğü kelimenin bir de metin içinde ve ayrıca mümkünse söz konusu tarihsel bağlam içinde bu şekilde kullanıldığını göstermesi gerekiyor.

Elbette Türk kelimesi etnik bir ad olmamış olabilir. Ama tarihsel kaynaklar sonuçta birilerini tanımlamak için kullanılmış bir özel ada dönüştüğünü gösteriyor. Başlangıcı konusunda elimizde hiçbir şey yok. Dolayısıyla bu durumda söylediklerimiz makul varsayımlar olmanın ilerisine geçemiyor. Etimolojik tartışmalar da maalesef bu durumu değiştirmiyor.

Yukarıdaki Viking meselesine dönecek olursak, benim üzerinde durmaya çalıştığım nokta bu konuya ilişkin genel yaklaşımdaki gariplik.

Çok fena şekilde dile takmış durumdayız. Oysa herhangi bir dilin belli bir dönemde var olduğunun gösterilmesi, o dili konuşanların kendilerine ne dediklerinin, kendilerini nasıl tanımladıklarının bilgisine ulaştırmıyor bizi. Şu anda bile İngilizce veya İspanyolca konuşan birden fazla topluluk var ve her biri farklı adlarla tanımlıyor kendisini.

Herhangi bir dilin konuşuluyor olması belli bir genetik yeteneğe veya özelliğe de işaret etmiyor ama nedense dille kimlik arasındaki ilişki genelde böyle tanımlanıyor. Herhangi biri Türkçe konuşabilir. Bu onu Türk yapar mı? Ancak kendisini bir Türk olarak görmeye başladığı andan itibaren bu kişiye Türk denebilir. Bu da çok farklı bir sürecin ortaya çıkmasını gerektiriyor. Hiç kimseye ana dilini neden konuşması gerektiği öğretilmez veya bu süreç herhangi bir dolduruş süreciyle birlikte gelmez. Ama ben kimim sorusu veya daha doğrusu diğerlerine göre ben kimim sorusu çok daha farklı bir sürece yol açar. Ve bu ikisinin arasında uzun bir süre olabilir. Birini istesek de istemesek de iki, üç yaşlarında edinmeye başlayabiliyoruz. Diğeri hiçbir zaman ortaya çıkmayabilir de.

Eğer bundan bir veya iki bin yıl önce birileri kendilerine Türk demişse veya birileri bazı insanları bu şekilde tanımlamışsa, Türk kelimesi etnik kimlik olsun olmasın veya etimolojik kariyerine böğürtlen anlamına gelen bir kelime olarak başlamış olsa bile, bu noktadan itibaren bir kimlik tanımlamak için kullanılan bir kelime olmuştur. Türk kelimesinin bugün bizim anladığımız anlamda bir etnik terim olarak yaşamına başlamamış olması pek de önemli bir nokta değil. Bir boy adı olarak da başlamış olabilir. Ya da bir konfederasyon.

Bir diğer önemli nokta da, bu terimin bu sürece, Türkçeyle veya Türkçe konuşulmasıyla bizim düşündüğümüz kadar güçlü bir ilişki içinde olmadan girmiş olma ihtimali. Bu ihtimalin kesinlikle söz konusu olmadığı gösterilemediği sürece, diğer tüm yaklaşımlar birer varsayım olarak kalacaktır.

Bu arada Adsız’a göre, “Günümüze ulaşabilmiş, en eski Türkic dilli yazıt, Altaylarda bulundu diye, Türklerin ve Türkçenin merkezi burası denemez...”

Türkçenin merkezi burası olamayabilir ama Türklerin merkezinin burası olmuş olabileceği ileri sürülebilir. Türkçe ilk kez herhangi başka bir yerde konuşulmuş olabilir ama diğer yandan ilk kez çok farklı bir coğrafyada yazılmış olabilir ki, bu bize Türkçe yazan veya yazmak isteyen birilerinin ilk kez burada belirdiğini gösterecektir. Bu Türkçe yazıcılar ile genelde Türkçe konuşanlar arasında hiçbir farklılık görmeden aralarında özsel veya organik bir ilişki kurduğumuzda, bütün süreci bugünün etnik kalıplarına indirgemiş oluruz; oysa burada önemli bir değişiklik söz konusudur.

Türkçe ilk kez bu bölgede (yazıtların belirdiği coğrafyada) yazılmaya başlamıştır (en azından aksi gösterilene kadar). Birileri konuştukları dili veya konuştukları dillerden birini farklı bir boyuta taşımıştır. Bu ne anlama gelmektedir? Nasıl bir toplumsal ve kültürel değişime karşılık gelmektedir? Türklerin ortaya çıkışı bununla yakından ilgili midir? O güne kadar kendilerini bu şekilde tanımlama ihtiyacı bulmayan bir topluluk içinde bulunduğu koşulların etkisiyle böyle bir tanımlamaya ilk kez burada varmış olamaz mı? Ne de olsa kimlik dediğimiz şey kendi başımıza huzur içinde yaşarken ortaya çıkmıyor. Eğer bu huzursuzluk ortamı ilk kez belli bir bölgede ortaya çıkmış ve Türkçe konuşan bazı grupların kendilerini korumaya çalışmalarına yol açmışsa ve sonuçta yazıya da ilk kez bu amaçla başvurulmuşsa, burada farklı bir süreç vardır ve evet, Türkler ilk kez burada ortaya çıkmış olabilir. Çünkü o güne kadar böyle bir tanıma ihtiyaç duymamış olanlara Türk denemez.

Biz bugünden geriye bakarak bu insanları nasıl tanımlarsak tanımlayalım, önemli olan onların kendilerini nasıl gördükleridir. Eğer kendilerini böyle tanımlamadılarsa, onlara Türk diyemeyiz. En fazla daha sonra kendilerini Türk olarak tanımlayacakların ataları olabilirler.



1 yorum:

  1. BS. Misirli zengin yunandan kiz getirmis evlenmis, misirca konusuluyor ailede. Oglu ayni seyi yapmis, onun kizi yunanliyi icguveysi getirmis, hala misirca konusuluyor ailede. DNA, kafatasi neredeyse tamamen degismis, misirli mi bu sulale yunanli mi?

    Milletleri millet yapan onlarin kulturudur, kafataslari degil.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...