2 Mart 2010 Salı

Osmanlı'nın Kuruluşu Semineri VI - Osmanlı'nın Kuruluşu ve Lindner'in Tezi
Osmanlı Devleti Aşiretten mi Çıktı?

İlk örgütlenmeyi aşiret/göçebe söyleminin içinde kalarak açıklamaya çalışan ve bu alanda kendisine yer edinmiş olan diğer bir çalışma Paul Lindner’e aittir. Lindner’e göre Osman’ın yandaşlarını birleştirmek için kullanmış olduğu siyasi örgüt aşiret idi. Göçebeler veya yarı-göçebeler bu yörede zaten bir dağılma aşamasındaydılar. Ekonomik sıkıntılardan ötürü sadece hayvancılıkla geçinemiyorlardı. Bu arada Bizans köylüsünün de hoşnutsuzluğu mevcuttu. Osman’ın çevresinde bir grup oluşmaya başlamıştı. Osman aşiretini dışarıdan gelenlere de açmaya karar verir. Osman’ın çeşitli grupları bir araya getirmiş olması, kaynaklardaki öyküleri de göz önüne aldığımızda epey mümkün gözükmektedir. Fakat kaynaklarda dışarıdan katılıma açık olma temasının gözüktüğü yerlerde, bu katılımı mümkün kılan araçlardan biri dindir. Hıristiyanlarla beraber çalışmak, beraber girişimler organize etmek de vardır ama gerçekten “bizden” olmanın yolu din değiştirmektir. Dışarıdan katılıma açık olan dindir. Bir aşirete dahil olmak gözükmemektedir. Osman’a bağlı kişiler gözükmektedir, ama bu gene de bir aşirete dahil olmak anlamında değildir, ki Lindner’in aşirete katılmaktan ne kastettiği çok daha açık değildir. Görünüşe göre, aşirete dahil olmayı daha çok bir metafor olarak kullanmaktadır ve bu açıdan yaklaşınca bir örgüte dahil olma süreci gözükmektedir. Fakat daha sonra Osmanlı ve devlet olarak belirecek bu örgütün ilk başta ne olduğu belli değildir ki, aşiretin temel felsefesi aynı soydan gelmektir. Sadece oba kavram ve kurumunda aynı soydan olma kaygısı yoktur. Oba herşeyden önce farklı soylardan gelenlerin aynı ekonomik faaliyetten ötürü aynı mekânı paylaşmalarını sağlayan bir örgüttür ve bu yüzden de komşuya açıktır. Aşiret, kabile veya boy daha soyut bir kavram olup siyasi örgütlenmeyle ilgilidir. Bu siyasi örgütlenmenin temeli de aynı soya ait olmaktır. Bu tür siyasi örgütlenmenin temeli aynı sosyal gruba ait olmadır, yani itici güç toplumsaldır. Bireyin bir gruba ait olmasının nedeni toplumsaldır, başkalarıyla birlikte bir topluluk oluşturmasıdır. Sorulması gereken, Osman’ın bunu nasıl başardığıdır. Aşiretin ne olduğu bu göçebeler tarafından büyük olasılıkla yeterince net bir şekilde bilinmektedir. Yani Osman’ın kendi soyuna ait olmayanları kendisine dahil etmek için aynı soya dayanmayı getiren aşiret ideolojisini kullanması aslında epey zor. Yerleşmiş bir düzenin temel ilkesini değiştirmek sonuçta belli bir muhalefet doğuracak bir çabadır. Osman niye kendisine muhalefet yaratmak istemiş olsun; ki en büyük silahlarından biri, eğer böyle bir örgüt vardıysa, kendi aşiretidir. Fakat bu bir aşiret midir? Lindner bir aşiretin açılmasından bahsetmeden önce böyle bir aşiretin varlığını göstermek durumundadır. Bir örgütlenmenin olduğundan bahsedilebilir, ama bu bir aşiret midir?

İlk tarihlere bakıldığında, bu tür bir açılış ittifaklar şeklinde sunulmaktadır. Moğollara ait nöker kavramından bahsedilmektedir ki, böyle bir geleneğin Moğolların Anadolu’da bulunduğu dönemde kullanılmış olması mümkündür. Burada üç olasılık mevcuttur. Biri Osmanlıların Moğol kökenli olduğu. Bir zamanlar savunulmuş olan bu varsayıma artık çok fazla itibar edilmemektedir. İkincisi Osmanlıların bu yöreye son zamanlarda gelmiş ve bu yüzden de bu Moğol uygulamasıyla daha önceden tanışmış olması. Bu Osmanlıların ya Anadolu dışında ya da Anadolu’nun başka bu yöresinde bu gelenekle tanışmış olmalarını getirebilir. Üçüncü olasılıksa bu kurgunun, Moğol uygulamasıyla daha aşina olmuş tarihçiler tarafından daha sonra yaratılmış olduğudur. Bunlardan hangisi doğru olursa olsun, tarihçiler Osman’ın aşiretini açmış olduğu tezini kullanmamışlardır. Fakat böyle bir olasılık mevcut bile olsa, Lindner’in yapması gereken bu açılmanın hangi söylemle mümkün olabileceğini belirtmesidir. Akla daha yatkın gelen, ekonomik veya siyasi bir girişimin etrafında ittifak eden gruplardır. Bu yakınlaşmanın kökü oba kurumunda olabilir. Aynı ekonomik faaliyette bulunan farklı soydan gelen kişiler aynı mekânda buluşup yakınlaşmış olabilir. Hayvancılık iki tarafın da ilgilendiği bir uğraştır ama tarım/hayvancılık ekseninde bir buluşma ve kaynaşma olsa bile, ki bunun olmuş olabileceğini gösteren kanıtlar vardır, buradan bir başka düzeye geçmek gerekmektedir. Daha üst düzeyde olan bir ekonomik kaygı veya kazançta birleşmek. Osmanlı’nın ve yöredeki diğer grupların bazı ekonomik sorunlar yaşadıklarını göstren veriler bulunmaktadır. Bunun yanında Türkmen’in zaten alışmış olduğu ekonomik kazanç için birleşme geleneği zaten mevcuttur. Örnekleri Orta Asya’da fazlasıyla görülebilen bu gelenek, ekonomik kazanç için boyların karizmatik bir lider etrafında birleşmesi şeklinde olabileceği gibi, tüccar kent devletlerin göçebe gruplarıyla beraber ekonomik çıkarlarını korumak için beraber hareket etmeleri şeklinde de olabiliyordu. Bitinya’da her ikisi de vardır. Bu tür birleşmelerin bir vizyon şeklinde ortaya çıkmaları da gerekmemektedir. Arka arkaya gelen birbirinden farklı geçici ittifaklar, bir süre sonra Osmanlı’nın ilk grubunun ortaya çıkmasını getirmiş olabilir. Burada söz konusu olan dinamik ama raslantısal bir süreçtir.

Bu anlamda Lindner’in yaklaşımı yerindedir ama kullanılması zor olan ve görece statik bir kurumu işin içine sokarak son anda yanlış bir yola girmektedir. Eğer bir birleşme olmuşsa, ki olduğunu gösteren veriler vardır, bu birleşme oba-budun ekseninde gerçekleşmiştir. Genelde boylar birliği anlamına gelen budun pratiği, Bitinya’da gerçek ve kalıcı bir budun yaratmıştır. Burada çeşitli etkenler aynı anda bir arada çalışmış olabilirler. Osmanlı ilk başta önemsiz ve güçsüzdür. Ne herkesle savaşacak ne de herkesi bir araya toplayacak güce sahiptir. Aşiretler yani boylar dünyasında yaşamamaktadır. Çok daha küçük ama fazla sayıda gruplardan oluşan bir dünyada olduğu anlaşılıyor. Hayvancılığın büyük çapta geçerli olduğu bir dünyada değildir. Aksinde çok daha uyanık ve politik olmasını gerektiren bir dünyadadır. Bu süreç ilk grubun ortaya çıkmasını veya hâlihazırda mevcut olan grubun büyümesini sağlamıştır.

5 yorum:

  1. Oba kavramının aşiret dışı grupları dışlamamasını söylemen aklıma babamın köyünü getirdi. Daha önceden de belirttiğim gibi, babamın köyünün bilinen geçmişinde Türkmen ya da Yörük kimliği veya herhangi bir aşiret bağı yok. Ama babamın köyü yakın zamana kadar yarı-göçebeydi ve yaylaya çıkanlar oba denen çadır gruplarında toplanıyordu. Bu obalar sadece yayladayken anlam taşıyordu, köye inildikten sonra anlamlarını tamamen yitiriyorlardı, ta ki bir sonraki yayla zamanına dek. Oba aşiret gibi sosyal bir kavram olmaktan ziyade, değişik şartlarda değişik biçimler alabilen tamamen fonksiyonel bir kavramdı. Babamın köyü için fonksiyonu, yaylada çadır kurulacak yerlerin tayiniydi ve bunda da epey bir esneklik vardı.

    Buradan şuna varmak istiyorum: Oba kavramının bulunduğu her topluluk Türkmen kökenli olmak zorunda değil. Yani, babamın köyünde Türkmen kökeni olmaya da bilir. Nitekim, babam sağken bana büyüklerinden mübadele öncesinde bizim yörede aynı şekilde hayvan otlatma amaçlı "gevur" obalarının da bulunduğunu öğrendiğini anlatmıştı. Yani Rumlar (hepsi sadece Türkçe konuşurmuş, bu arada) da benzer şekilde yılın belli bir döneminde yaylada çadır kurup hayvan otlatırmış, diğer bir deyişle, yarı-göçebelermiş.

    YanıtlaSil
  2. Bundan yaklaşık bir on yıl önce babamın bir akrabası Yunanistan'a gezi yazısı yazmaya gitmiş. Orada mübadele sırasında bizim yöreden zorunlu göç ettirilmiş Rumlara ait bir köy bulmuş. Akrabamın söylediğine göre gelenekleri bizim yöreye çok benziyormuş. Yaşlılar hala Türkçe konuşuyormuş. En önemlisi, tipleri de bizim yöre insanına çok benziyormuş. Köyün ismi de Türkçe: Gelberi (aynı zamanda Niğde'deki köylerinin ismiymiş). Akrabam Yunanistan'da akrabalarımı buldum diye espri yapmaktan kendini alamamıştı. :-))

    YanıtlaSil
  3. Bu adamlar zaten buyuk ihtimalle Ortodoks Turkler.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Bu adamlar zaten buyuk ihtimalle Ortodoks Turkler.

    Bizim bölgedeki (İç Anadolu) Gayrimüslimlerin geneli böyleymiş. Bunu nasıl açıklıyorsun? Hepsi mi Hristiyan Türk?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...