7 Ocak 2010 Perşembe

Yazının Gelişimine Bakış: Dili Atlayan Sistemler, Resimselçizgeler (piktogramlar), Kavramsalçizgeler (ideogramlar)

İlk ayrım dili kullanan sistemler ile temsil edilmeye veya aktarılmaya çalışılan şeyle dili atlayarak doğrudan ilişki kuran sistemler arasındadır. Birinci sistemde işaretler dili kullanmakta, bir dile karşılık gelmektedir. Yani bir ağaç o dilde var olan ağaç sözcüğü kullanılarak işaretleştirilmektedir. İkinci sistemdeyse dil atlanmakta, doğrudan ağaç kavramının beyinde canlandırılması sağlanmaktadır. Bu işlem sırasında ortaya çıkan işaret bu ağacın resimsel veya ikonik bir şekilde işaretlendirilmesidir. Genelde piktografi olarak adlandırılan resimyazı ve ideografi olarak adlandırılan kavramsalyazı bu kategoridedir. Resimyazı ile kavramsalyazının aynı şeyler olduklarını düşünebiliriz ama bazılarına göre az da olsa bu ikisi arasında bir farklılık vardır. Resimyazıyla iletişime verilebilecek en iyi örneklerden biri Yukagir mektubudur. Ayrıca resimsel yazıyla ilgili Amerikan yerli topluluklarından gelen örnekler de vardır. Tüm bu resimyazıların okunması dilsel yazılara göre çok daha kolaydır. Çizgeler veya işaretler daha az keyfidir; anlamlarını çıkartmak mümkündür. Buna rağmen, resimsel yazı bile hiçbir şekilde zorluk çekilmeyecek bir yazı türü değildir. Bazı durumlarda kullanılan işaretin anlamını, özellikle kavramsalçizgenin (ideogram) anlamını çıkartamamak mümkündür. Resimyazının en önemli özelliğinin, çizgelerin çok daha az keyfi olmasıdır. Çizgeler temsil ettikleri şeylere benzerler. Aralarında doğrudan ilişki kurmak mümkündür. Resimyazının ikinci önemli özelliğiyse, dili atlıyor olmasıdır. Bu yazıyı kullanan bireyler bir dil konuşuyor olmalarına rağmen, resimyazı bu dilin unsurlarını kullanmaz. Belki insanın zihninde her şeye rağmen sözcükler canlanıyor olabilir ama diğer yandan sadece resimler de canlanıyor olabilir. Bu dili kullananların durumunda ikinci durum daha olası gözükse de, bu satırların yazarı dilsel bir birey olduğundan, bu konuda bir fikir yürütmesi oldukça zordur. Aynı durumun resimyazı kullanıcıları için de geçerli olduğu düşünülebilir ama bu kişilerin çift dilli olduklarını unutmamalıyız. Aynı anda hem resimsel hem de dilsel kavramlaştırma özelliğini geliştirmiş olmaları çok muhtemel.


Diğer yandan, resimyazının sunduğu çeşitli zorluklar da vardır. Resme yansıtılması zor konular karşısında yetersiz kalabilmektedir. İnsan yaşamının sunduğu yüzlerce, binlerce duygu halini tatmin edici biçimde verememektedir. Gülmenin veya üzülmenin çeşitli biçimleri vardır. Resimyazılar bu farklılıkları verebilecek yeterlikte değildir. Ancak tablolar yaratılarak bu tür farklılıkları aktarmak mümkün olabilir ama bu da farklı bir iletişime girmektedir. Birbirine çok yakın nesneler karşısında da yetersiz kalabilmektedir. Örneğin kedigiller ailesindeki üyeler farklı desenleriyle gösterilebilecek olsa da, kurt, köpek, at türleri gibi durumlarda farklı çizgeler yaratmak gayet zordur. Neticede resimyazı tüm ayrıntıları sunabilecek yeterlikte değildir. Bu arada birçok dilde bulunan tonlamaların, eklerin, zamansal farklılıkların, gramer bağlantılarının resimselçizgelerle verilmesi mümkün değildir. Buralarda kavramsalçizgelere veya dilsel temsile geçmek gerekmektedir. En önemli sorun da, bir şekilde tam kapsamlı bir resimselyazı yaratıldığını varsaydığımızda, kullanıcıların ezberlemeleri gereken işaretlerin yüz binlerle ifade edilecek inanılmaz sayısı olacağıdır. İnsan belleğinin bu kadar işareti öğrenmesi çok uzun zaman alacaktır. Çin yazısında öğrencilerin 6 ve hatta 8 yıl harcadıklarını düşünürsek, çok daha uzun bir süre söz konusu olacaktır. Bu arada tüm işaretler aynı sıklıkta kullanılmayacaklarından, öğrenilenlerin unutulması ve tekrar öğrenilmesi gibi bir sorun da olacaktır. Bu noktada insanların yaşamlarıyla ilgili çok daha fazla sayıda bilgiyi belleklerine kaydettikleri ileri sürülebilir. Fakat burada çok daha fazla sayıda ipucundan yararlandığımızı unutmamalıyız. Yazı iki boyutlu ve genellikle de tek boyutlu bir dünyada yer almaktadır. Hiçbir resimselyazı gerçek yaşamda beleğimize kazıdığımız görüntüler kadar zengin değildir ama diğer yandan bu görüntülerle yazı yazmaya çalışmadığımızı da unutmamalıyız. Sonuç olarak, hiçbir resimselyazı bugün var olan karmaşık yazı sistemlerinin boyutuna ulaşmamıştır. Yazı sistemlerinin evrimine baktığımızda, var olan hiçbir örnek resimselyazının resimselyazı olarak kaldığını göstermemektedir. Tabii bu arada bugün var olan yazı sistemlerinin resimselyazılardan geldiklerini söylemek de zordur. Böyle bir kanıt neredeyse hiçbiri için yoktur. Neredeyse tüm yazı sistemlerinin geçmişlerinde resimselçizgeler vardır ama gelişmiş resimselyazı pratiklerinin olduğunu gösteren kanıtlar yoktur. Medeni dünyada kullanılan kavramsalçizgeleri dikkate almayacak olursak, var olan tüm resimselyazı pratikleri avcı-toplayıcılarla ilişkilidir. Belki avcı-toplayıcılıktan medeni topluluklara geçerken, farklı bir yazı biçiminin ve hatta bugün alışmış olduğumuz medeni yazı pratiğinin ortaya çıktığını düşünmemiz gerekmektedir. Yani bugün var olan yazı sistemlerinin geçmişinde hiçbir zaman resimselyazı sistemleri olmamıştır, çünkü böyle bir şey yoktur. Olan şey, ara sıra ve çok sınırlı durumlarda kullanılan bir yazı türüdür. Bugünün yazı pratiği yazılı kültürlere aittir. Sözlü kültürlerde böyle bir şeyden bahsetmek anlamsızdır ve belki de resimselyazıyı sözlü kültürlerle ilişkili bir faaliyet olarak düşünmemiz gerekmektedir.

Yazı türleriyle ilgili şemamıza iki farklı kategoriyle başladık: Resimsel ve Dilsel. Burada temel ayrım, konuşulan dilin atlanması veya atlanmamasıdır. Eğer atlanıyorsa resimsel ya da dilsel olmayan yazıyla karşı karşıyızdır ve atlanmıyorsa, o zaman bizi bugün kullandığımız sistemlere getiren kategori çıkar karşımıza. Bu genelleme de iki sorun kendisini göstermektedir. Birinci sorun, çok kesin ayrımların söz konusu olduğu fikridir. Dili atlayan yazı sistem veya faaliyetlerine sanki tamamen ayrı bir alan ve daha da kötüsü ilkel veya alt bir evre olarak yaklaşmamalıyız. Dili atlayan sistemler her dilin içinde bir parça var olurken, dilsel sistemlerin dışındaki alanlarda da varlıklarını sürdürmektedirler. Dolayısıyla söz konusu olan, melez sistemlerdir. Üstelik dili atlayan sistemleri dışarıda tutuğumuz zaman bile, yine melez sistemlerden bahsetmemiz gerekmektedir. Aynı anda hem alfabesel hem anlamsal/biçimsel olan sistemler olduğu gibi, hecesel sistemi anlamsal/biçimselle birleştiren sistemler de vardır ve Çince de olduğu gibi, resimselçizgelerin varlığını sürdürdüğü yazı sistemlerinden de bahsedebiliriz. Saf sistemler ya yoktur ya da çok sınırlı sayıdadır. Fakat tartışmamıza resimselçizgeleri veya kavramsalçizgeleri dâhil ettiğimizde ve tüm toplumsal yaşamı göz önüne aldığımızda, çok daha kapsamlı melez sistemler söz konusudur. Her toplumun içinde dili atlayan alanlar vardır. Diğer sorunsa, günümüz yazı sistemlerini bir evrimin üst evresi olarak gören zihniyettir. Birçok dilsel yazı sisteminin geçmişinde resimselçizgeler vardır; birçok sistem bu resimselçizgelerin/işaretlerin tam anlamıyla keyfi/rastlantısal (temsil ettiği şeyle arasındaki ilişkinin rastlantısallığı) işaretlere dönüşmesiyle oraya çıkmıştır. Günümüz yazı sistemlerinin tüm unsurlarının bu şekilde ortaya çıktığı iddia edilemese de, başlangıcın bu şekilde olduğu, bu çizgelerin zamanla tüm resimsel karakterlerini yitirdiklerini söyleyebiliriz. Yine de burada bir evrimin söz konusu olduğunu söylemek zordur. Çünkü her resimsel sistemin ulaşması gereken son nokta anlamında dilsel sistemler olmadığı gibi, bu dilsel sistemler bir üst evre de değildir. Farklı koşulların ve farklı alanların farklı sistemleri dayatmasından bahsedebiliriz ama her resimsel sistemin sonunda illâ ki dilsel bir sisteme gideceğini ileri sürmek mümkün gözükmemektedir.

Bu tür bir evrimi düşünebilmek ancak insanın da böyle bir evrimden geçtiğini düşünebilirsek, yani insanın resimsel algılama özelliklerinin kaybolduğunu düşünebilirsek mümkün olabilir. İnsanın önünde farklı faaliyet alanlarının ve buna uygun olarak farklı iletişim biçimlerinin belirmiş olduğunu düşünmek çok daha uygun gözükmektedir. Üstelik bugün teknolojide ulaşılmış düzey veya değişen koşullar resimsel veya dili atlayan iletişimi toplumsal yaşamın çok daha farklı alanlarına sokabilir. Bu bağlamda bilgisayar iletişimi olsun, cep telefonlarına aracılığıyla yapılan iletişim olsun, hem resimselyazıyı hem de kavramsalyazıyı farklı alanlara sokmuştur. Üstelik eğitim alanında da daha çok resimselyazı ve kavramsalyazıyla karşılaşmaya başladığımızı söyleyebiliriz. İnsanın hem işaret okuduğu hem de işaretleri kelimelere dökme faaliyetlerinde bulunduğunu düşünecek olursak (bu ikisi birbirinden farklıdır), iki sistemin de aynı anda var olması (gerektiği) gayet normaldir. Üstelik çocuklar üzerinde yapılan gözlemler, çocukların yazısal iletişimlerine dili atlayan yazma faaliyetleriyle başladıklarını göstermektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...