23 Ocak 2010 Cumartesi

Osmanlı'nın Kuruluşu Semineri III - Anadolu'ya Gelen Oğuzlar?

Osmanlıların nasıl ortaya çıktıklarını açıklayan çeşitli kuramlar bulunmaktadır. Bu kuramların ortak sorunlarından biri, daha öncede bahsetmiş olduğumuz gibi, Osmanlıların kendilerinin yazılı hiçbir şey bırakmamış olmasıdır. Yaklaşık bir yüzyıl sonra ilk yazılı belgeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Fakat büyük ihtimalle söze dayanan bir gelenek mevcuttu ve gene büyük ihtimalle ilk tarihçilerin yararlandıkları ana kaynak veya kaynaklar bu sözel geleneklerdi.


Dolayısıyla Osmanlıların kuruluş evresiyle ilgili kuramlar söz konusu olduğunda epey boş bir alan bulunmaktadır. Çeşitli varsayımlar ortaya atılabilir. Bu varsayımlar son yüzyıl boyunca ortaya çıkmış sözde gerçeklere bir parça uyumlu gözüktükleri sürece çok fazla bir sorun yoktur. Yani ortada bu dönemle ilgili birincil kaynaklar bulunmamasına rağmen, neredeyse birincil kaynak olarak hareket eden seksen veya yüz yıllık, uzun süredir söylenmiş oldukları için kanıtlanmış gerçekler muamelesi gören bir birikim mevcuttur. Kanıtlanmış gerçek muamelesi gören konulardan birisi Oğuz ilişkisidir.

Kimdir bu Oğuzlar? Türkmen terimiyle aynı anlamı mı taşımaktadır? Yoksa Türkmen Oğuz’un bir çeşidi midir? Eğer Anadolu’ya Oğuzlar gelmişse biz nasıl Türk olduk? Yoksa Oğuz, Türk demenin başka bir şekli mi? Kaç tane Oğuz geldi? O sırada Anadolu’da bulunanlara ne oldu?

Anadolu’ya sadece Oğuzların geldiği, burada kurulmuş olan devletleri ve de toplumları sadece Oğuzların kurmuş olduğu bazı tarihçiler için bir mutlak doğrudur. Geri kalanların büyük kısmı için de çok fazla kurcalanmayan bir konudur. Örneğin Mevlana bu coğrafyanın o dönemde yetiştirmiş olduğu en büyük kişiliklerden biridir ve nedense bu kişinin Oğuz olmadığı konusu çok fazla kurcalanmaz. Bu kişi o dönem Anadolu kültürünü derinden etkilemiştir ve hâlâ da etkilemektedir. Kendisi dokuz yaşında Anadolu’ya Horasan’ın veya Afganistan’ın Belh kentinden gelmiştir. Bence Anadolu’ludur, ama gelirken ailesi kanalıyla taşınmış bir kültür mevcuttur. Bu kültürü Anadolu’da bu dönemde yaşanmış gelişmenin neresine ve nasıl yerleştirmeliyiz? Mevlana Farsça konuşuyordu, Türkleri (büyük ihtimalle göçebe Türkmenleri kastetmişti) pek sevmiyordu. Sonuçta Oğuz olmayan bir unsurdu. Tek örnek miydi? Yoksa başka örneklerde var mıydı? Varsa, o zaman başkalarının da gelmiş olmasını kabul etmemiz gerekmez mi? Karamanlılar Konya’yı ele geçirdiklerinde, Konya’daki devlet kurumunda hâkim olan dillerin Arapça ve Farsça olmasından rahatsız olduklarını biliyoruz. Bunu nasıl yorumlamamız gerekiyor. Oğuzların Kınık boyundan geldiğini kabul ettiğimiz Selçuklular demek ki çok fazla Türkçe kullanma yanlısı değildi. Bu durumda Anadolu’ya ya da en azından Konya’ya kimler hâkim olmuş oluyor? Hangi kültürden bahsetmemiz gerekiyor ve kültür ağırlıklı olarak Fars idiyse, o zaman Oğuzların gelmiş olduğundan bahsetmemizin ne anlamı olur? Veya bu durumu nasıl yorumlamalıyız?

Görüldüğü gibi burada birçok tarihçinin el atmadığı ve aslında epey önemli bir konu var: Anadolu’ya farklı kültürden gelmiş etkilerin varlığı. Bu tür etkiler var olduğu sürece, toplam etkide Oğuz kültürünün payının ne olacağı bir yana, bu tür etkilerin arasında ne kadar Oğuz etkisinden bahsedeceğimiz de kendi başına apayrı bir konu. Yani hangi unsuru temel alarak, evet buraya Oğuzlar gelmiştir diyebiliriz. İki farklı temel dönüşümden bahsedebiliriz. Yeni bir toplum ile yeni bir devletin ortaya çıkmaları. Yeni bir toplumun ortaya çıkmasında da iki farklı alan görebiliriz. Kırsalda ve kentlerde olan bir değişim. Görünüş o ki, kırsalda olan değişim açısından yaklaştığımızda Oğuzun rolü daha fazla ortaya çıkıyor. Neredeyse kırsala ait adların hemen hemen hepsi bir Oğuz veya en azından Türkçe etkisi gösterecek şekilde değişmiş durumda. Bu tabii her yer için geçerli değil. Birçok köy orijinal adıyla Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş gözüküyor.

Burada önemli olan konu veya soru, eğer bu dönem çeşitli kültürlerin her beraber bir değişime ortak olmasıysa, bu grupların paylarının nasıl belirleneceği ve nereye yerleştirileceğidir? Yani ilk soru bu göçe ne dereceye kadar Oğuz göçü olarak bakabileceğimizdir? Anadolu’da yeni bir toplumun ve siyasi örgütlenmenin ortaya çıkmasının maddi koşullarını Oğuzlara bağlayabiliriz. Bu dönemde Anadolu bir yıkımdan geçmiş, mevcut toplumsal birimler minimum düzeylerine inmiş ve yıkım gücünü yitirdikten bu minimum düzeydeki birimler, artmakta olan refah düzeyi veya istikrar ile birlikte tekrar birleşmeye, büyümeye başlar. Bu ikinci evrede, yani bir toplumun kurulma sürecinde Oğuzların rolü ne kadardır, tam olarak belli değildir. Dil bazında tabii ki bir yeniden oluşum yaşanmıştır. Dini düzeyde de yeni bir din ortaya çıkmıştır, ama toplumu bir toplum olarak yeniden şekillendiren kültür açısından yaklaştığımızda, Oğuz kültürü nedir? Nasıl bir rolü olmuştur? Herşeyden önce nasıl bir kültürden bahsediyoruz? Orta Asya göçebe kültüründen mi? Anadolu’ya bir göçebe kültürünün geldiğini varsaysak bile, bu kültür Anadolu’nun tarım toplumu kültürüyle hangi noktalarda buluşmuş ve böylece değişmiştir?

3 yorum:

  1. Merak ettim, Mevlana nerede Türklerden hoşnutsuzluğunu belirtiyor?

    YanıtlaSil
  2. Bu soruma da yanıt gelmemiş.

    YanıtlaSil
  3. Açıkçası kaynağın ismini şu anda hatırlayamıyorum. Ama şöyle söylediği ileri sürülüyordu Mevlana'nın. Eğer bir şeyler yaptıracaksan Rumlara başvur ama bir şeyler yıkacaksan Türklere. Kaynağın ismiyle karşılaştığımda iletirim.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...