25 Aralık 2009 Cuma

Uzakdoğu Semineri - IV: Tarih, Etnik Gruplar, Türkler

Geçen hafta Köktürkleri tartıştıktan sonra genlerle iz sürmeyle bitirmiştik. http://tarihdeniz.blogspot.com/2007/02/uzakdoudan-ortadouya-bilgelik-kltr-iia.html
Bu hafta çok daha eskiye gideceğiz.

Köktürkler çok yeni bir topluluk sayılır. Tarih sahnesine günümüzden 1500 yıl önce çıkmışlardır. Elbette meseleyi diğer Türkçe konuşan gruplar olarak ele aldığımızda, Çin kaynakları Hsiung-nu dönemine kadar gidebileceğimizi gösteriyor. Burada Hunlarla aynı topluluk olduğu düşünülen Hsiung-nu’ların Türk olduklarını iddia etmiyorum. Bu hâlâ kesin olarak çözülmemiş bir konu ama Hsiung-nu’ların kuzeyde Türk oldukları bugün kabul edilen bazı topluluklarla savaştıklarını gösteren kayıtlar bulunmaktadır. Hsiung-nu’lar bizi MÖ 400’lere götürür. Bir karşılaştırma yapacak olursak, Ege Denizi’nde Yunanlılar veya Helenler vardır. Romalılar yavaştan harekete geçmiştir. Bu bizim için antikçağ. Bu günümüzden yaklaşık 2500 yıl öncesidir. Bir de 50.000 yıl geriye gitmeyi düşünelim.

Tarih çalışmalarını sadece etnik gruplarının tarihleriyle sınırlamamak gerekir. Günümüzde daha çok bu türden bir tarihçilik söz konusudur. Burada şöyle bir sorun vardır. Örneğin Türk tarihini, hangi açıdan yaklaşırsak yaklaşalım, 2500 yıldan gerisine götürmek mümkün görülmemektedir. Oysa gitmemiz gereken, eğer kendimizi sadece Orta Asya’yla sınırlayacaksak, 47.500 yıllık bir dönem daha vardır. Bu noktada, hakkında çok fazla, hatta hiç bir şey bilmediğimiz kültürler hakkında konuşmanın anlamsız olduğunu düşünebiliriz. Aslında 2500 yıl öncesi hakkında da çok fazla bir şey bilmiyoruz. Bildiklerimiz savaşlardan, bazı isimlerden ibarettir. Kültürel yaşamlar hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Tarih yazımının veya genelde yazının yüksek oranlara ulaştığı medeniyetler hakkında bilgimiz çoktur diyebiliriz ama bu tüm kültürler veya topluluklar için doğru değildir. Yazıyı yaşamlarının birçok alanlarında kullanan toplumlar modern çağa kadar epey küçük bir azınlıktır. Dolayısıyla bu geçerli bir itiraz değildir.

Aslında burada asıl sorun daha ziyade benzerlikler bulmaya dayanan tarih yaklaşımımızdır. Bunu tersine çevirip farklılıkları görme üzerinde yoğunlaşmaya başlarsak, o zaman geçmişe bakmak çok daha olumlu sonuçlar üretmeye başlayacaktır. Örneğin, belki 50.000 yıl geriye giden bir Türk dili tarihi keşfedemeyebiliriz ama Altay dil ailesinin diğer bazı dil aileleriyle ortak kökenden geldiği üzerine düşünebiliriz. Veya on binlerce yıl boyunca insanların çok sayıda çok küçük topluluklar halinde yaşamış oldukları üzerine düşünebiliriz. Bugünün dünyası bu açıdan bakıldığında çok farklıdır. Çok az sayıda çok büyük topluluklarda yaşıyoruz ve bu büyük toplulukların sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor. Küçük topluluklara ne oldu? Gerçekten kayboldular mı? Yoksa farklı biçimlerde varlıklarını sürdürüyorlar mı? Bugün içinde bulunduğumuz yaşam bizi çevremizi çok az sayıda grup üzerinden tanımlamaya koşullandırmış durumda. İndirgeyici bir tavır içindeyiz. Çeşitliliği daha az sayıdaki köken topluluklarıyla açıklamaya çalışıyoruz. Oysa geçişin nasıl bir çeşitlilik barındırdığı her geçen gün biraz daha netleştikçe, bu tür açıklamalar geçerliliğini yitirmeye başlıyor. Bu büyük kategorilerin ortaya çıkmasının asıl nedeni bir yerlerde bir ortak grubun bulunmasından ziyade birçok küçük topluluğun zamanla bir araya gelmesi gibi gözüküyor. Aslında periyodik birleşmeler ve dağılmalar şeklinde düşünmek daha doğru olacak gibi gözüküyor. Bugün var olan Türk kümesi belli bir dönemdeki birleşmenin sonucu şeklinde düşünemez miyiz? Yani bir yığın kültürel evren doğmuş ve dağılmış şeklinde düşünmek gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...