11 Aralık 2009 Cuma

İnsan Zekâsının Farklılığı: Dil ve Çevrim-Dışı Düşünme

İnsan iletişime geçmek zorunda; hem etkileşime hem de iletişime. Yalnız bu ikisi birbirinden farklı, her ne kadar birbirleriyle karıştırılıyor ve bazen eş anlamlı sözcükler muamelesini görüyorlarsa da. Etkileşimin sanırım tüm canlıları kapsadığını söyleyebiliriz. Değişik tür, düzey ve derecelerde olsa da, tüm canlılar çevreleriyle etkileşme geçmek zorunda; bu bazen sadece fiziksel çevre olabiliyor, bazen de diğer canlılar.

İletişimse neredeyse sadece insana özgü. Bu konuda elbette hâlâ tartışılıyor ama insanın yaptığını diğerler hayvanlarınkinden, ya da şimdilik kendimizi memelilerle sınırlayalım, farklı kılan bir yan var; bunu yadsımak pek mümkün gözükmüyor. Bize en yakın türlerle bile aramızda çok büyük bir fark var. Tabii bu bir kısmımızda çok özel olduğumuz fikrini uyandırmıyor değil ve muhtemelen biraz özeliz de; ama bu özellik bizi tek başımıza farklı bir canlı türü yapıyor mu, o tartışılır.

Evet, bu yüzden epey özel bir hayvan ve de memeliyiz, ya da böyle olduğumuzu düşünüyoruz ve şimdilik tekiz de, ama mükemmel miyiz? Biraz daha açayım, bu özelliğimiz, yani bize özgü iletişimimiz mükemmel mi? Ya da daha farklı şekilde soracak olursam, eğer mükemmel değilse, nasıl bu kadar iyi çalışıyor? Neticede epey uzun yaşamlar sürüyoruz. Sorunlu bir iletişimle bu mümkün olmamalıydı.

Neye göre mükemmellikten bahsediyorum diye sorulabilir. Sanırım mükemmellik yerine başka bir sözcük bulmam gerekiyor. Çünkü yukarıda yaptığım tanımımsıya göre her canlının iletişimi mükemmeldir. Çünkü insandan uzun yaşayan canlılar var; demek ki insan tarzı iletişim olmadan da uzun yaşanabiliyor.

İnsan tarzı iletişimden dili kastediyorum ve bizi canlılar âleminde eşsiz kılan da bir dil konuşabiliyor olmamız. Herhangi bir dil değil kastettiğim, dil konuşabilme yeteneğimiz. Dil konusunda araştırmalarıyla bilinen dilbilim profesörü Bickerton’a göre, dili iletişimle karıştırmamak gerekiyor. Her iletişim şekli dil değil. Dilin bir iletişim biçimi olmanın ötesinde bazı önemli ek özellikleri de var: Bilgi depolamayı sağladığı gibi, düşünme süreçlerini de yürütüyor.[1] Dil bir temsil sistemi, onun sayesinde dünyamızı, çevremizi anlatabiliyor, onun düzenli, sistematik bir tablosunu, görüntüsünü veya anlatısını ortaya çıkarabiliyoruz. Bu, diğer canlıların ve de bizim, kendi halimizi, içinde bulunduğumuz o anki koşulları yansıtmamızdan, bunu anlatmamızdan, temsil etmemizden farklı bir durum. Dil sayesinde o an olanın dışındakinden veya o an olan hakkında daha sonra konuşabiliyor, kullanabiliyoruz.[2] Bunların hiçbiri yeni bilgi gibi gelmeyebilir. Nitekim birçok kişi tarafından daha önce söylenmişler. Bickerton’un farklılığı bugüne kadar yapılmış tanımları tersine çevirmesi, bu işi tamamen dile yüklemesi. Yani böyle bir yeteneğimiz var, bu şekilde düşünebiliyoruz ve ardından da bunu dile döküyoruz demiyor. Dil sayesinde böyle düşünebiliyoruz, hatta düşünebiliyoruz diyor.[3]

Çok kısa bir şekilde ifade edecek olursam, dil, en azından Bickerton’a göre, daha sonra ve daha sonrayı düşünmemizi sağlayan ve şimdilik bize özgü bir araç.

İki şeyi sağlıyor diyebiliriz. Bir, tüm diğer iletişim faaliyetlerinde olduğu gibi homeostasis’i, yani organizmaya en uygun koşulların devamını sağlıyor. Bütün canlılar bunu yapıyor; insan, bir önceki paragrafın sonunda belirttiğim gibi, bunu daha farklı düzeyde ve çok daha geniş bir uzam-zamanda, özellikle zamanda gerçekleştiriyor.[4] İkinciyse, gelecek üretebilmesi. Yine yukarıda belirttiğim gibi, diğer canlılar içinde bulundukları an’a, duruma tepkide bulunurken, insan henüz hiç yaşamadığı bir zaman kesiti için ve hakkında düşünebiliyor, planlar yapabiliyor.[5] Yani gelecek yaratabiliyor ama en önemlisi bu geleceği kendisine yön verecek, hatta korkutacak çok önemli bir araca, yaşama enerjisine dönüştürebiliyor. Sadece biz çabalıyor, ağlıyor ve öldürüyoruz gelecek için.

Bickerton, çevrim-içi (devrede olan) ve çevrim-dışı (devre dışı) şeklinde ikiye ayırıyor düşünceyi. Diğer canlıların neredeyse tamamı (belki en yakınımız şempanze ve bonoboların durumu tartışılabilir) çevrim-içi düşünürken, insan çevrim-dışı da düşünebiliyor ve bunu her ikisini aynı anda gerçekleştirebilecek şekilde yapabiliyor.[6] Kavramsal kargaşaya yol açmamak için, çevrim-içinden kastedilenin o anı düşünmek, o anda düşünmek olduğunu, çevrim-dışınınsa daha önceki veya başka anların düşünülerek daha sonraki veya başka anlar için planlar yapılması, bunlar hakkında düşünülmesi olduğunu belirteyim. Çevrim-dışı düşünme geçmiş ve gelecek üzerine düşünmemizi sağlıyor, bu ikisini ortaya çıkarıyor, yaratıyor.

Yazı uzadı ama devamı gelecek. Çünkü Bickerton’un söylediklerini düşünürken, daha farklı bir meseleye, yazının başında değindiğim mükemmellik meselesine gittim. İnsanın çevresini analiz etmesi, anlaması ve sonunda kafasında kullanabileceği bir şeye dönüştürmesi süreci aslında pekiyi çalışmıyor gibi. Tamamen yanlış bir tablo üreterek de hayat sürüyor ve hatta belki de bu yanlış tablolar veya günümüzde söylendiği şekliyle yanlış resimler, fotoğraflar sayesinde veya yüzünden sürüyor. Kurcalamak istediğim konu bu ama başta dil ve insanın nasıl düşündüğü üzerine bir şeyler söylemek icap etti.

Bickerton, D. 1995, Language and Human Behavior, Univ. Of Washington.

[1] Bickerton, 11.[2] Agy, 20.[3] Agy, 23.[4] Agy, 87.[5] Agy, 89.[6] Agy, 90.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...