20 Temmuz 2009 Pazartesi

Grup, Kültür, İletişim - IV

Neokorteks ve Grup Büyüklüğü

Herkesin bildiği gibi, insan toplumsal bir varlıktır; gruplar halinde yaşar. Gruplar halinde yaşayan her primat gibi, grubun diğer üyeleriyle iletişime geçmek, ilişki kurmak, dost ve düşmanlarını belirlemek, yani toplumsal bağlar oluşturmak zorundadır. Araştırmacılar grup büyüklüğü ile beynin neokorteks bölümü arasında doğrusal bir ilişki keşfetmiştir. Daha büyük gruplar halinde örgütlenen primatların daha büyük neokorteksleri ve dolayısıyla da daha büyük beyinleri olduğu tespit edilmiştir. Daha fazla ilişki daha fazla işlem, bu da daha büyük bir aygıt demektir. Bu ilişkide en önemli belirleyici ilişki kurmak için harcanması gereken zamandır. Zaman konusunda önemli bir üst sınır söz konusudur. Var olan zamanın tümü ilişki kurmak için kullanılamaz. Yeme, içme, üreme gibi diğer yaşamsal faaliyetler için de zaman ayrılması gerekmektedir. Yapılan hesaplara göre, toplumsal bağları geliştirmek için ayrılması gereken zaman insan dışındaki primatlar için en fazla %18’e çıkmaktadır.[1] Araştırmacıların saptamış olduğu üst sınırsa %20’dir. Bu sınır aşıldığında diğer faaliyetler zarar görmeye başlamaktadır ki, bu da uzun vadede bu grup üyesinin hayatta kalma şansını azaltmaktadır.[2] Homo habilis bu sınıra ulaşmış, Homo erectus’sa bu sınırı aşmıştır. Sesli iletişimin ilk olarak Homo erectus’un bu sınırı aştığı sırada ortaya çıktığı iddia edilmektedir ki, bu iddiayı destekleyen fiziksel bulgular da mevcuttur. Burada söylenmek istenen, sesli iletişimin ortaya çıkmasının arkasındaki nedenin primatlardaki grup büyüklüğüyle ilgili üst sınırı aşılmış olması değildir. Sesli iletişim muhtemelen daha başka nedenlerden ötürü ortaya çıkmıştır ama ilk kez bu noktada bir çözüm olarak devreye girmiştir. Dil bu krizin aşılmasını sağlamıştır.

Şu ana kadar anlattıklarımı toparlamak gerekirse, insan toplumsaldır, bu yüzden de toplumsal bağlar oluşturmak ve sürdürmek ve aynı zamanda da dostunu düşmanından ayırmak için zaman ayırması gerekmektedir. Bunu gerçekleştirmek için var olan kapasite sınırsız değildir. Bu noktada hem zaman hem de beyin büyüklüğü sorunları belirir. Üst sınır %20 olarak saptanmıştır. Bu rakama karşılık gelen grup büyüklüğü 70 civarındadır. Modern insanlarda grup büyüklüğü 148 civarındadır ve buna karşılık gelen gerekli toplumsallaşma süresi, eğer bu toplumsallaşma dil kullanılmadan sadece fiziksel temas yoluyla yapılacaksa, % 40’tır. Bu, %20’lik üst sınırın iki katıdır. Sadece fiziksel yolla yapılan toplumsallaşmayla altından kalkılmayacak kadar büyük bir süredir. 148 bireylik grup büyüklüğü modern insanların neokorteks büyüklüğünden yola çıkılarak hesaplanmıştır. Buradan da % 40 rakamına ulaşılmıştır. 20 farklı avcı toplayıcı grup üzerinde yapılan sayım da 153 (90–220) rakamını vermiştir. Bu rakam aşılmaya başlandığında üyelerin davranışlarını fiziksel (birebir) temas aracılığıyla yürütmeleri zorlaşmaya başlamaktadır. Bunun çözümü farklı biçimlerde bölünme veya katmanlaşma, yani alt grupların yaratılmasıdır.[3]

Demek ki, insanda bir grubun en fazla kaç kişiden oluşabileceğine dair doğal bir sınır vardır. Her insan diğer insanları kendisine göre olumlu ve olumsuz yanlarına bakarak analiz etmek zorundadır. Bu şekilde dostunu düşmanından ayırır. Bu, diğer canlılarda olduğu gibi insanda da var olması için gereken doğal bir özelliktir. Bu olmadan var olamayız ama bu özelliğimizle ilgili analiz kapasitemiz sınırsız da değildir. İnsan aynı anda belli sayıda ilişkiyi işlemden geçirebilir. Bunun sonucu grup yaşamıdır ve bu sınır insan toplumunun doğal koşullarında ulaşabileceği en üst sınırdır. Burada söylenmek istenen bu üst sınırın hiçbir zaman aşılamayacağı değildir. Aşılabilir olduğu bugün ulaşmış olduğumuz düzeyden bellidir; milyonluk kentlerimiz, yüz milyonlardan oluşan ulus devletlerimiz vardır. Eğer doğal grup sınırımız 150 civarındaysa, yani insanın doğal hali 148 kişilik grupsa, o zaman bu milyonluk gruplar nasıl oluşuyor ve eğer bu doğal değilse, o zaman bu farklılığı nasıl tanımlayacağız, buna ne ad vereceğiz? Bu üst sınırı geçtikten sonra bölünme zorunluluğunun kendisini dayatması insan doğasının olmazsa olmaz bir özelliği gibi gözüküyor. En azından üst sınır kavramı bunu çağrıştırıyor. Eğer eldeki tek iletişim şekli fiziksel temassa veya konuya fiziksel temasla yürütülen iletişim/toplumsallaşma açısından bakıyorsak, o zaman bölünme kaçınılmazdır. Çünkü beynimizin bu sınırı aşan işlem hacmini kaldırması mümkün değildir. Bu durumu bilgisayarların RAM kapasitesine benzetebiliriz. Ram belleği, bir bilgisayarın aynı anda kullanabileceği, işleme sokabileceği bellek kapasitesidir. İnsan için de benzer bir durum söz konusudur. Yukarıda verdiğimiz insan grubuyla ilgili üst sınır, bir insanın herkesle birebir fiziksel ilişki içinde olabileceği grubun boyutunu vermektedir. Bu sınır aşıldığında, insan bir süre daha aynı grubu sürdürebilir. Fakat grup büyümeyi sürdürdüğü takdirde, yeni bir gruplaşmanın ortaya çıkması, yani grubun bölünmesi gerekebilir. Fakat bu sayede birey tekrar doğal haline kavuşmuş olsa da mevcut sorun henüz çözülmemiş olabilir. Ortaya çıkan gruplaşmanın karşısında iki seçenek vardır. Ya bu grup tamamen bağımsız bir oluşum şeklinde kendi yoluna gidecektir ya da iki grup arasındaki ilişki korunarak yeni bir örgütlenme şekli yaratılacaktır. Tekrar RAM örneğimize dönecek olursak, zorlanmaya başlayan bir bilgisayarı tekrar doğal çalışma koşullarına getirmenin yolları bellek kapasitesinin veya işlem hacminin yükseltilmesidir. İnsanda toplumsallaşmayla ilgili işlem hacminden sorumlu yer beynin neokorteks bölümüdür. Neokorteksin hacmi Homo sapiens türünde zaten önemli derecede artmıştır. Daha fazla artması insan beyninin büyümesi anlamına geleceğinden ve bu da doğumu neredeyse imkânsız kılacağından, bu noktada bir fiziksel üst sınır zaten mevcuttur (Homo sapiens türü büyük beyninden ötürü erken doğmak zorundadır; ana karnında geçirilmesi gereken zamanın bir kısmı doğumdan sonra tamamlanır). Beynin daha fazla büyümesi Homo sapiens dişisinin kalça yapısında bazı değişiklikler olmadan mümkün gözükmüyor. Fakat tek sorun bu değildir. Neokorteks büyümesi işlem hacminde artışı getirir ama bununla beraber harcanan süre de artar. Daha büyük grup, iletişim araçlarında bir değişiklik olmadığı takdirde, tanınması gereken daha fazla sayıda insan ve daha fazla zaman anlamına gelir. Bu da diğer faaliyetlere ayrılan zamanın azalmasıdır. Homo sapiens’te bu süre zaten %30-45’e ulaşmıştır. Bu sorun insanların dil gibi bir araca sahip olmasıyla çözülmüştür. Aksi takdirde, bu kadar yükün altından sadece fiziksel temasla kalkmak mümkün değildir. Homo sapiens’in neokorteksinin normal koşullarda, yani dilin olmadığı, sadece fiziksel temasa dayanan iletişimin var olduğu durumda %45’e kadar çıkacak bir zaman tüketimine karşılık gelecek işlem hacmi dil sayesinde daha düşük düzeye çekilmiştir.[4] Grubun büyümesiyle birlikte artacak ilişki sayısı daha fazla zaman harcanmasını gerektireceğinden, diğer faaliyetlere ayrılan süre azalacaktır. Demek ki, grup büyüklüğünün artabilmesi için bu iki sorunun aşılması gerekmektedir. Bir yandan neokortekste bir artış dayatmayacak, diğer yandan da zaman tüketimini aynı düzeyde tutacak yeni bir iletişim yöntemi veya yöntemlerinin belirmesi veya bulunması gerekmektedir.


[1] Aiello ve Dunbar,[2] Aiello, 1996[3] Aiello ve Dunbar, 1993[4] Dunbar, 1993, 185.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...