18 Mayıs 2009 Pazartesi

Anadolu'ya Oğuz Göçü Tartışması -III

"Ama eğer bu koşullara rağmen seyrelmiş bir nüfus iddiası ileri sürülecekse, o
zaman bir soykırımdan veya katliamlar zincirinden bahsetmek gerekiyor. Aksi
takdirde, Malazgirt savaşının hemen öncesindeki kalabalık ve faal Anadolu’nun
nasıl kaybolduğunu açıklamanın bir yolu yok."
(timuçin)


Çok önemli bir noktaya temas ettiniz:
Malazgirt'ten önceki kalabalık Anadolu nüfusuna ne oldu (kimi hesaplara göre on
milyonun üstünde)? Geniş çaplı asimilasyon tezine karşı çıkanların bu durumu
açıklamak için önlerinde birkaç seçenek var:

En kolay açıklama soykırım. Niteliği yoruma çok açık. Soykırım açıklamasını yetersiz ya da mantıksız bulanlar veyahut yüreği kaldıramayanlarınsa yapabilecekleri bana
göre en makul açıklama şu: Anadolu Malazgirt'ten itibaren çok kuşaklar boyu
sürecek büyük bir göç dalgasına maruz kaldı. Müslümanlar ilk dönemler azınlıkta
olsalar da, artan Müslüman göçü baskısı ve Müslümanlar'ın otoriteye ve en çok
imkana sahip taraf olması, Hristiyan nüfusun gitgide daha sağlıksız ve zor
koşullar altında yaşamasına yol açtı. Bu da Hristiyan nüfus artış oranlarını
zamanla Müslümanlar'ın çok gerisine düşürdü. Uzun vadede Müslümanlar sayı olarak
da üstünlüğü ele geçirdiler ve sonunda ortaya 20. yüzyılın başındakine yakın bir
tablo çıktı.

Tabii bütün bu açıklamalar için delil var mıdır, ne kadar mantıklıdırlar, ben orasını bilemem. Konunun uzmanı bir akademisyen olarak siz daha iyi bilirsiniz.

Saygılarımla,

Onur

Bu da makul bir model ama bazı sorunlar var. Neden kuşaklar boyunca sürmüş bir göç dalgası var? Bir yer sürekli boşalıyor; insanlar o yerden başka yerlere gitmeye çalışıyor. Neden? Herhalde koşulları kötü olduğundan. Ama koşullar bu kadar kötüyse, göç edecek bu kadar insan nereden çıkıyor? Kötü koşullar eninde sonunda nüfus yapısını değiştirir, doğurganlık düşer. Yani sonunda bu göçün bitmesi gerekiyor. Oysa tam tersi söz konusu. Hiç durmadan devam eden bir göç söz konusu. O zaman koşulların iyi olması gerekiyor. Yani bir nüfus artışı var ve bu artış sürekli nüfus fazlası üretiyor. Olabilir. Eğer böyle bir durum söz konusu olmuşsa, o zaman bu model işe yarayabilir. Ama Orta Asya daha farklı bir tablo sunuyor.

Ama iş tabii ki burada bitmiyor. Diğer yandan Anadolu’nun bu kadar insanı alabilmesi gerekiyor. Eğer büyük katliamlar düşünmüyorsak, Anadolu’nun zaten doygunluğa ulaşmış bir nüfusu var. Bizans, Malazgirt’ten önce en parlak dönemlerinden birini yaşıyor. Dolayısıyla işler yolunda. Malazgirt’ten biraz önce siyasi mücadeleler kızışıyor ama ekonomide veya kendi kendine geçinen tarım topluluklarında bir gerileme söz konusu değil. İnsanlar bulundukları yerleri terk etmiyor. Terk etme Oğuz/Türkmen akınlarıyla başlıyor. Herkes çekip gitmiyor. Ama iki seçenek var: Terk etmek veya gelenin iktidarını kabul etmek. Kaçanlar ve boşalan yerler var (Speros Vryonis, Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor). Ama bu hiçbir zaman bir topyekûn katliama dönüşmüyor. Dolayısıyla belli bir nüfus var. Boş bir yer söz konusu değil. O zaman bu sürekli göç nereye gidecek?

Göçebeler genellikle iyi bir savaş gücü olduklarından tercih ediliyor. Herhangi bir devlet için köylüler çok daha önemli. Uzun vadeli bir iktidar düşünülüyorsa, tarımsal üretim şart. Bu yüzden göçebelerle köylüler arasında bir denge oluşturulması gerekiyor. Bu da bu kadar büyük bir göçün sonunda bitmesi, bitirilmesi anlamına geliyor. Sonsuza kadar süremez. Gelenlerin göçebeliği bırakıp yerleşik yaşama geçtiklerini kabul etsek bile, yerleşilecek alan eninde sonunda bitmek zorunda.

Hıristiyan nüfusun doğum oranlarının düşmesine gelince, bunun olabilmesi için rahatsız edilmeleri gerekiyor. Ancak ekonomik koşulları değiştiğinde bu olabilir. İlk başta bu olmuş olabilir ama daha sonra Müslüman beylikler ortaya çıkmaya başladığında, tam tersine, Hıristiyan köylü nüfusun korunduğunu görüyoruz. Çünkü ilk başta köylülerin büyük kısmını bunlar oluşturuyor. Elbette bir baskı var ama her zaman bu baskıdan çıkış da var. Din değiştirerek varlıklarını sürdürebilirler. Din değiştirmedikleri zaman da vergi veriyorlar. Ekonomik açıdan Hıristiyanları çok fazla zorlayan bir baskı yok. O yüzden doğum oranlarının büyük bir farklılık göstermesi gerekmiyor. Ama din değiştirmelerin devam etmiş olduğunu düşünebiliriz ve bence Müslüman nüfusun sayısının artmasının ardındaki en önemli nedenlerden biri bu olmuş olabilir.

18 yorum:

  1. Bu da makul bir model ama bazı sorunlar var. Neden kuşaklar boyunca sürmüş bir göç dalgası var? Bir yer sürekli boşalıyor; insanlar o yerden başka yerlere gitmeye çalışıyor. Neden? Herhalde koşulları kötü olduğundan. Ama koşullar bu kadar kötüyse, göç edecek bu kadar insan nereden çıkıyor? Kötü koşullar eninde sonunda nüfus yapısını değiştirir, doğurganlık düşer. Yani sonunda bu göçün bitmesi gerekiyor. Oysa tam tersi söz konusu. Hiç durmadan devam eden bir göç söz konusu. O zaman koşulların iyi olması gerekiyor. Yani bir nüfus artışı var ve bu artış sürekli nüfus fazlası üretiyor. Olabilir. Eğer böyle bir durum söz konusu olmuşsa, o zaman bu model işe yarayabilir. Ama Orta Asya daha farklı bir tablo sunuyor.


    Orta Asya'nın o dönemki nüfus yapısı ve ekonomisi nasıldı? Yine seyrek bir nüfus söz konusuydu herhalde, değil mi?

    Orta Asya'daki Türkmen nüfusunun o dönemki ağırlığı nasıldı? Bugünküne kıyasla oran olarak daha fazla ve daha geniş bir coğrafyaya dağılmış bir halk aklıma geliyor. Batıya yoğun göç ve başka halkların baskıları, Orta Asya'daki Türkmen nüfusunu bugünkü mütevazi hale getirmiş olabilir.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Bu arada, göç koridoru senaryolarıyla ilgili fikriniz nedir? Biliyorsunuz, Selçuklular'ın Anadolu'ya girmesiyle birlikte Orta Asya'yla Anadolu arasında İran üzerinden geçen bir göç koridoru oluştu. Bu koridordan Orta Asya'dan Anadolu'ya göçler bir süre devam etti. Ama işte bu bir sürenin ne kadar uzun bir süre olduğu tarihçiler arasında hala bir tartışma konusu ve koridor senaryolarının temel ilgi alanlarından biri.

    Bir senaryoya göre, Malazgirt'le birlikte bir göç koridoru oluştu ve bu göç koridoru Büyük Selçuklu devletinin çöküşüne ya da en azından gücünü kaybetmesine kadar açık kaldı ve sonunda kapandı. Moğol istilaları dönemine kadar hep açık kaldığını savunanlar da var.

    Moğol istilalarının yeni bir göç koridoru açtığı yönünde bir senaryo da var (daha önce hiç kapanmamış olduğunu savunanlar içinse, mevcut olanı güçlendiren bir işlev gördü).

    Göç koridorunun Osmanlı-Safevi savaşları kadar geç bir döneme kadar kapanmadığını savunanlar da az değil. İki taraf arasındaki uzun süren savaşlar ve ardından gelen barış anlaşmasının sınırları sabitleştirmesi, göç koridorunun kapanmasına yol açmış.

    Göç koridorunun ne kadar uzun bir süre, kesintisiz ya da kesikli, açık kaldığı konusunu bir kenara bırakırsak, göçlerin hangi dönemlerde ve ne şiddette olduğu da tartışmaya değer.

    Bir görüşe göre, göçlerin çoğu Malazgirt'ten hemen sonraki birkaç on yıl içinde gerçekleşti ve çok kısa bir süre içinde sona erdi. Bundan sonraki göçler, genellikle Moğol istilaları ve benzeri baskılardan kaynaklanan çoğunlukla küçük çaplı ve önemsiz göçlerdi.

    Bunun tam tersi olarak, göç koridoru açık olduğu müddetçe yoğun göçlerin devam ettiği yönünde bir görüş de var.

    Bir de bu ikisi arasında kalan çok çeşitli görüşler var.

    Sizin göç koridoru yorumunuz nedir?

    Unutmadan sorayım. Eskiden Türkmenler'in İran'da bugünkünden daha geniş bir coğrafyada yaşadığı söyleniyor. Bir dönemler Orta Asya'yla Anadolu arasında İran'ın kuzey hattı boyunca devam eden kesintisiz bir Türkmen varlığı olduğu, kuzeybatı İran'daki Türkmenler'le (Azeriler) kuzeydoğu İran'daki Türkmenler arasındaki bağlantının sonradan koptuğu söyleniyor. Kopuşun zamanı da konumuzla yakından ilgili zannımca. Bu mevzular hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Diğer bir tarafta, kuzeybatı İran'ın çok sonra türkleştirildiği (16. yy'a götürenler var) yönünde tezler var. Bunlar ne kadar doğru?

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. Hazır aklıma gelmişken birşeyi sormak istiyorum. Anadolu ve Balkan Türkleri'nde yer yer görülen (geçmişte daha çok) göçebelik ve yarı-göçebelik fenomenini nasıl açıklıyorsunuz? Yerleşik çiftçi halk türkleşirken göçebeliği de mi benimsedi? Bunu yapmaları için bir neden var mı? Ayrıca, günümüzde daha çok Doğu Anadolu Türkleri'nde (geçmişte daha yaygın) görülen aşiret sistemini ve bazı Oğuz kökenli aşiret isimlerini nasıl açıklıyorsunuz?

    Aynı şekilde, Orta Asya'dan gelen yiyecek-içecekleri, halıcılık-kilimciliğe dayanan dokumacılığı, güreş, cirit gibi sportif faaliyetleri, enstrümanları, türkü formlarını, kısaca Orta Asya'dan gelen tüm kültür öğelerini nasıl açıklıyorsunuz? Ayrıca, İran kültürüne ait birçok öğe de Orta Asya aracılığıyla gelmiş olabilir.

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  13. Terk etme Oğuz/Türkmen akınlarıyla başlıyor. Herkes çekip gitmiyor. Ama iki seçenek var: Terk etmek veya gelenin iktidarını kabul etmek. Kaçanlar ve boşalan yerler var (Speros Vryonis, Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor). Ama bu hiçbir zaman bir topyekûn katliama dönüşmüyor. Dolayısıyla belli bir nüfus var. Boş bir yer söz konusu değil. O zaman bu sürekli göç nereye gidecek?

    Bu kaçmalar ve boşalmalar çok büyük oranlara ulaşmış olamaz mı? Zaten Anadolu'nun içleri deniz kıyılarına göre daha seyrek nüfusluydu.

    Yalnız bu da Türkler'in henüz giremediği özellikle kıyı kesimlerde belirgin bir nüfus birikmesini getirecektir. Peki kıyılardaki bu yoğun nüfusa ne oldu? Örneğin Rumlar'ı ele alalım. Kıyılardaki Rumlar Türkler oralara da girince Balkanlar'a ve adalara mı - Pontus'takiler için Kafkasya - kaçtılar? Gittikleri yerlerde yerli nüfus içinde erimiş olabilirler mi (zaten ev sahibi nüfusun çoğu da Yunan olacaktır, Kafkasya'da ise Gürcüler aynı mezhepten olduğundan asimile olmalarının önünde pek bir engel olmayacaktır)? Ermeniler için de Kafkas ve İran Ermenileri iyi bir alternatif olacaktır.

    Kıyı kesimlerdeki yoğun Gayrimüslim nüfusun mübadele ve tehcir dönemlerine kadar büyük oranda yerinde kaldığını ve yüzölçümü çok daha fazla olan iç kesimlerin büyük oranda eski Gayrimüslim nüfus tarafından terk edildiğini varsayacak olursak; Orta Asya'dan gelenler Anadolu'nun çok daha büyük bir kesimine sahip olacağından, sizce zaman içinde Gayrimüslimler'e göre daha yüksek bir nüfus oranına ulaşmış olmaları mümkün olamaz mı? Böyle bir olasılığı sizce ciddiye almamız gerekmez mi?

    YanıtlaSil
  14. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  15. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  16. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  17. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  18. Bir tane de provokatif soru sorayım. :-)

    Madem Türk halkı büyük oranda dönme, neden Türkçe'de doğrudan Rumca ve Ermenice kökenli kelimeler bu kadar az ve genellikle bu coğrafyada olup Orta Asya'da pek veya hiç bilinmeyen - en azından o dönemler - şeylerden ibaret (örn., bazı sebze-meyve isimleri, çoğu deniz balığı ismi)?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...