26 Şubat 2009 Perşembe

Kültürel Evrim Süreci Olarak Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş – Kültürel Habitatçı Yaklaşım

Sanırım insanmerkezci yaklaşım, sadece kendimizle ilgilenerek, kendi türümüzü merkeze alarak yaşamak oluyor. Ben ulusal tarihleri de biraz bu kategoride görüyorum: Sadece kendi ulusuyla ilgilenerek, onu merkeze alarak yaşamak.

Nitekim birçok kez uluslara sanki farklı türlermiş gibi davranıyoruz. Bir yere kadar belki doğru bir yaklaşım bu. Sonuçta farklı habitatlardan bahsediyoruz. Zaten insanlığın ulusalcı döneminin önemli bir özelliği de, koyduğu çeşitli sınırlar aracılığıyla bu habitatlar arasındaki izolasyonun, tecrit edilmişliğin arttırılmış olması. Kültürel açıdan bu önemli bir durum diyebiliriz. Eğer kültürler gruplara da genetik gruplar muamelesi yapacaksak, ki evrim mekanizmalarının bu alanda da işlediğini kabul edebiliriz, o zaman bu tür durumlar önemli oluyor.

Evrim sürecinde dört adet mekanizma var: Doğal seçilim, mutasyon, genetik sürüklenme ve genetik akış (göç). Biraz düşününce, tüm bu mekanizmaların kültür alanında da geçerli olduklarını söylemek mümkün; bu yüzden, genetik kelimesinin yerine kültürel kelimesini koyabiliriz. Bu mekanizmaların etkisini arttıran veya azaltan, bir de tecrit olma durumu var. Ulusalcı yaşam, bu tecrit durumunu arttırıyor. Ama bunun karşısında da küreselleşme var ki, bu da aksine, kültürel akışı arttırıyor.

Burada sanırım kafa karıştırıcı tek terim kültürel sürüklenme. Bu terim, tamamen rastlantısal olaylardan ötürü bazı özelliklerin o toplumda artmasını veya azalmasını anlatıyor. Belli bir kuralı yok; tamamen rastlantısal ve etkisi, nüfus düştükçe artıyor. Nüfusun az olduğu topluluklarda, bu tür rastlantısal değişimlerin etkisi de epey büyük ve önemli olabiliyor. Örneğin, her ne kadar bizim açımızdan ciddi neden-sonuç ilişkileriyle açıklanabiliyorsa da, genetik sürüklenmeye verilebilecek iyi bir örnek, katliamlar. Buradaki yaklaşıma göre, tamamen rastlantısal ve/veya keyfiler: Dolayısıyla da kültürel sürüklenme. Doğum oranlarının çeşitli nedenlerden ötürü değişmesi de, genetik sürüklenmeyi arttırabilir. Bu yüzden bazı alt gruplar arasında yaygın olan bazı kültürel özellikler, tamamen rastlantısal veya istatistiksel nedenlerden ötürü söz konusu toplum içinde daha fazla yayılabilir.

Kültürel akış veya göç çeşitli şekillerde olabilir. Her zaman insanların göç etmesi şart değil. Ama modern çağın son yıllarında belirmiş televizyon, internet gibi araçlar ortaya çıkana kadar genellikle insanların yer değiştirmesine bağlı olmuş. Örneğin matbaanın bulunması ve böylece yazılı eserlerin bir toplumdan diğerine daha kolay yayılmaya başlaması da, kültürel akışı arttırıcı bir rol oynamış diyebiliriz. Kültürel akış, kültürel özelliklerin veya unsurların bir toplumdan diğerine yayılması oluyor.

Tecrit, kültürel sürüklenmeyi arttırıyor ve uzun süre tecrit edilmiş bir topluluk zaman içinde diğer toplumlardan epey farklılaşabiliyor. Tarih boyunca iklim ve coğrafi koşullar doğal tecrit mekanizmaları olarak etkide bulunmuş. Zamanda geriye gittikçe, doğal koşullara bağlı tecridin etkisinin fazlalaştığını görebiliriz. Örneğin Çin uzun süre bu tür bir tecridin etkisi altında kalmış ama tabii ufak bir toplumdan bahsetmediğimiz için, kendi içindeki kültürel çeşitlilik artmaya devam etmiş. Dolayısıyla, kendi içindeki çeşitlilik artarken, diğer medeniyetlerle arasındaki farklılaşma da artmış.

Doğal seçilime gelince, bu da benzer habitatlarda kültürlerin birbirlerine benzeşeceklerini, aynı çözümlere ulaşacaklarını getiriyor. Ayrıca bazı özelliklerin, o bölgede bazı pratiklerin daha avantajlı olmalarından ötürü daha fazla yayılacaklarını da getiriyor. Yalnız burada habitatı sadece doğal bir habitat olarak görmemek gerekiyor. İnsan kendi habitatını da yaratıyor. Burada simgesel ve kültürel bir habitat da düşünmemiz gerekiyor. Ve tabii bu habitatın en önemli unsurunun insanlar, dolayısıyla toplumsal etkileşim ve iletişim olduğunu da unutmamalı. Ayrıca burada doğal seçilimle genetik sürüklenme arasında da önemli bir ilişki olduğunu eklemek gerekiyor. Her toplumda sonunda bazı kültürel özellikler ve pratikler daha fazla yayılıyor. Kültürel habitatlar birbirlerinden bu şekilde ayrışıyor. Kültürel habitatların kendileri zaman içinde bazı pratikleri çok daha avantajlı kılabiliyor ve bunları içeren bireyler dolayısıyla daha avantajlı bir konumda bulabiliyor kendilerini. Yalnız burada tartışmaya genleri dâhil etmemek çok önemli. Çünkü burada ne genetik özelliklerden bahsediyoruz, ne de kültürel özelliklerin genetik özelliklere dönüşmesinden (bu ikincisi zaten mümkün değil; en azından mümkün olduğu henüz gösterilemedi).

Kültürel özellikler, doğum sonrası gelen özellikler; genlerle ilgileri yok. Yani bir anne veya baba kültürel özelliklerini çocuklarına doğum yoluyla geçiremez. Ancak onları belli kültürel pratiklerin içinde yetiştirerek yaparlar bunu ve çocukları da aynı alışkanlıkları devam ettirirse, o zaman aynı kültürel özellikler bazı ufak değişikliklerle nesilden nesle geçer. Genlerse apayrı bir konu. Onlar üzerinden geçen özellikler de söz konusu ama bu ikisini ayırmak gerekiyor. Aralarında karşılıklı bir etkileşim ilişki olabilir. Bazı genetik özellikler, bazı kültürel özelliklerin daha fazla yayılmasını sağlayabilir ve bunun tersi de olabilir. Örneğin bir bireyin görsel düşünmeye daha eğilimli olması veya diğer dilleri daha hızlı öğrenmesi vb. Ama genetik ve kültürel arasındaki ilişki bence daha çok genel eğilimleri belirleme şeklinde çalışıyor. Çok özele inmiyor. Ayrıca çok kalabalık toplumlarda bu ilişkinin etkisi epey azalacaktır.

Tekrar doğal seçilim konusuna dönecek olursak, kültürel habitatların belli pratikleri öne çıkarması, zaman içinde bazı bireylerin seçileceği koşulları da yaratır. Yeterince kalabalıklaşmış toplumlarda, bazı pratikleri benimsemeyen bireyler başarısız olacaktır. Örneğin yalan ve kuralları çiğneme (rüşvet, uyanıklık, vb) pratiklerinin epey yayılmış olduğu toplumlarda, son derece dürüst ve doğrucu bireylerin pek şansı olmayabilir. Ya da sürekli değişen, belli bir düzenin, uzun vadeli sistemlerin olmadığı toplumlarda, koşullara süratle adapte olabilen bireyler daha avantajlı olabilir. Bu durum hem genetik hem de kültürel mekanizmalara bağlı da olabilir. Burada başarıdan kastedilense, söz konusu bireyin o toplumdaki kaynaklardan kendisine düşen payı arttırması ve sonunda yaşamı sırasında daha fazla bireyi etkileyebilmesi ve geride daha fazla çocuk bırakması diyebiliriz. Çünkü kültürel değerlerin, özelliklerin ve pratiklerin bir toplum içinde yayılması, neticede kaç kişinin bunları benimsemiş olduğuna bağlı.

İlginç bir şekilde bir toplumda demokrasinin yayılmasına da bu açıdan yaklaşabiliriz ve bazı durumlarda tepeden inme değişikliklerin de kültürel habitatları değiştirmede önemli rolleri olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin devrimler. Bu tip değişiklikleri pek beğenmiyor olabiliriz ama eğer toplumlar arasındaki iletişimi daha çok kültürel evrim türü bir mercekten izleyeceksek, devrimler kültürel sürüklenmeyi ve akışı arttırıcı rol oynuyorlar. Bu şekilde kurucu etki (founder effect) devreye girerek tamamen yeni bir kültürel habitat belirebiliyor. Mesela Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyet’ine geçişte böyle bir süreç görebiliriz. Bu süreci beğenir veya beğenmeyiz ama İttihat ve Terakki’nin başlattığı ve Atatürk İnkılâpları veya Devrimleriyle devam etmiş olan süreç, bir yandan kültürel sürüklenme ve akışı arttırmış (mübadele ve tehcir gibi zorla dayatılan göçler; kültürün tepeden inme direktiflerle yeniden biçimlendirilmesi; örneğin dil devrimi bir kültürel sürüklenme olayıdır; ve böylece belli kültürel akış kanallarının diğerlerine göre daha fazla açılması), bir yandan da tecridi arttırarak başka tür bir kültürel sürüklenmeyi arttırmıştır (bu muhtemelen aynı anda kültürel akışın en aza indiği bir duruma da karşılık gelmiştir). Örneğin, daha geleneksel kültürel habitatlar kendi içlerine kapanarak bazı özelliklerin ve pratiklerin kendi içlerinde iyice baskınlaşması sağlamıştır denebilir. Tabii bu da, bu tür habitatlarda doğal seçilimin de iyice sertleşmesini getirmiş olabilir.

Sanırım tarihe bu şekilde, kültürel habitatlar ve onların değişimi üzerinden yaklaşmak mümkün. Daha zevkli mi bilemem. Epey dışarıdan bir bakış olduğu kesin. Kültürel pratiklere değer biçmeden, sadece onların değişimleri üzerinde yoğunlaşan bir bakış açısı. Bu şekilde belki bir kültürel habitat atlası bile yapılabilir. Burada tabii tek sorun, bu pratiklerin saptanması. Sonuçta araştırmacı da bir insan olduğundan, bir parça öznel davranabilir tercihlerinde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...